Tarih, sadece olayların değil, düşüncelerin de devindiği büyük bir mecra; fikirlerin doğup battığı, bazen yükselip bazen de sönümlendiği bir akıştır. Ne var ki, bu akışta hakikatin izini sürenler kadar, bâtıla tutunanlar da olmuştur. İnsanlık, çoğu zaman aydınlanmayı zannettiği anlarda yeni bir karanlığa girmiştir. Bâtılın sadece şekil değiştirerek sürdüğü bu tarihî serüven, dikkatle incelendiğinde bize bir döngünün varlığını gösterir: Bâtıldan başka bir bâtıla geçişin tekerrür eden döngüsü…
Mitos’un Gölgesinde Akıl: Antik Yunan Öncesi
İnsanoğlunun tarih sahnesine çıktığı ilk dönemlerde düşünce, mitolojik anlatılarla yoğrulmuştu. Antik Yunan öncesi uygarlıklarda, evrenin ve hayatın anlamı; çoğu zaman çoklu tanrılar, doğaüstü varlıklar, efsanevi çatışmalar ve ilahi rüşvetler üzerinden açıklanıyordu. Mısır, Mezopotamya ve Anadolu inanç sistemlerinde de görülen bu yapı, Yunan coğrafyasında da Hesiodos ve Homeros gibi isimlerin destanlarıyla ete kemiğe bürünmüştü.
Bu dönem, İslam’ın “şirk” olarak tanımladığı çoktanrıcılığın, insan aklını ve özgürlüğünü tahakküm altına aldığı, doğanın ve kaderin tanrılar arası savaş alanına dönüştüğü bir çağdır. Bilgi, sorgulama değil itaat ve efsane ezberiyle elde edilir.
Logos’un Yükselişi: Akıl Çağının Doğuşu
MÖ 6. yüzyıldan itibaren, özellikle İyonya bölgesinde, doğayı doğa ile açıklama girişimi ortaya çıktı. Thales, Anaksimandros, Herakleitos gibi düşünürler; mitosun yerine logos’u, yani aklî ve sistematik düşünceyi koymaya çalıştılar. Bu, insanlığın tarih boyunca ilk defa kendisine ve çevresine akılla yönelmesi anlamına geliyordu.
Ancak bu yönelme, hakikate ulaşmak için yetersizdi. Çünkü akıl, vahiyden bağımsız kaldığında, doğru istikameti bulmakta aciz kalır. Nitekim Antik Yunan düşüncesinde ilahî olan, ya çoktanrıcılıkla devam ettirildi ya da yerini doğaya terk etti. Bu dönem; aklın merkeze alınması açısından önemli bir kazanım olsa da, yaratılışın ve varoluşun anlamına dair sorularda hâlâ bâtıl kalıpların sınırları içinde dolaşmıştır.
Tarih Tekerrür Eder: Orta Çağ’dan Modern Çağ’a
Bu geçiş, ilerleyen yüzyıllarda Orta Çağ Avrupa’sında tekrarlandı. Kilise dogmalarının ve mistik-skolastik otoritelerin hüküm sürdüğü Orta Çağ’da da hakikat, aklın değil kutsallaştırılmış yorumların esareti altındaydı. Ne var ki, bu dogmatik baskıdan kurtulmak isteyen düşünürler, Modern Çağ’da aklı yeniden dirilttiler—ama bu kez aklı ilahlaştırarak.
Modernite, Orta Çağ’ın bâtılına tepki olarak doğmuş olsa da. Tanrı merkezli düşünceyi reddedip insanı merkeze koyarak başka bir bâtıl üretmiştir: seküler, materyalist, pozitivist bir bâtıl. Bu dünyada artık görülmeyen yoktur, ölçülmeyen anlamsızdır, yaratıcıya gerek yoktur. Varlık, yalnızca doğa yasalarıyla açıklanmalı; insan, kendi tanrısı olmalıdır. Bu bakış açısı, bilimin ve aklın mutlak otoriteye dönüştüğü bir çağın adıdır.
Döngünün Farkına Varmak: Bâtıldan Hakikate Geçiş Mümkün mü?
Bu durum bize şunu gösteriyor: İnsanlık tarihinin düşünce seyrinde, bâtıla karşı doğan tepkiler genellikle başka bir bâtılın doğumuna vesile olmuştur. Mitolojik bâtıldan akılcı bâtıla; dogmatik inançtan seküler bilimselliğe geçişler, aslî hakikate temas etmeyen dönüşümler olarak kalmıştır. Hakikatin mihenk taşı, ne mitos, ne logos, ne de yalnızca bilimdir. Gerçek, ancak vahiy ve aklın birlikte inşa ettiği bir hikmet sistematiği ile kavranabilir.
Ve bugün, insanlık bu çıkmazdan çıkış için yeni bir arayış içindedir. Bilimin cevapsız kaldığı sorular, ahlâkî çöküş, küresel krizler ve manevî buhranlar, insanlığı tekrar hakikat arayışına sevk etmektedir. İşte bu noktada, tarih boyunca yaşanan bâtıl-bâtıl döngüsünün bu defa hakikate inkılap etmesi mümkündür—ve belki de zarurîdir.
Yeni Bir Ufuk: Tevhid Merkezli Medeniyet
Artık mesele sadece akılcı ya da mistik olmak değil, tefekkürle vahyi mezceden, bilimi hikmete dönüştüren, insanı Allah’a kullukla onurlandıran bir düşünce sistematiğini inşa etmektir. Bu, ne Antik Yunan’ın salt aklına, ne Orta Çağ’ın kör itikadına, ne de modernizmin seküler kurallarına benzer.
Bu yeni hamlenin adı; tevhidi hikmettir. Tarih boyunca bâtıldan bâtıla sürüklenen insanlık, bu defa inşallah bâtıldan hakikate yönelmiş olacaktır.
