İnsanın değeri ebediyetle sınanır; çünkü hayat dünya ile bitmez. Ebediyet vadedilmiştir, Allah (c.c.) vaadinden dönmez. Bütün kutsal kitaplar ebedi hayattan bahseder; çünkü hepsi tek bir ilahî kaynağa, yani Allah’a (c.c.) bağlıdır, Allah’tan gelmiştir. O nedenle insanlığa önemli bir şey hatırlatacaksak, o da Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliği olmalıdır. Hayy; yani diri olan, ezeli ve ebedi olan, zaman ve mekândan münezzeh, mutlak güç ve kudret sahibi Allah’ın (c.c.) varlığı… İnsan zihninin ikileme davet eden yapısı; tepkisel zihni, zekâsı, otomatik düşünceleri, çağrışımlarla dolu dünyası, inanma özelliği ve arayışları, bu mutlak hakikati her zaman ve zeminde gündemde tutar. Çünkü Allah (c.c.) unutulmaz, unutturulmaz… İnsan yaratıcısıyla var olan bir canlıdır. Çünkü hayat, insan için Yaratıcı tarafından var edilmiş; insana bahşedilmiştir. İnsanın canlılığı da, varlığı da, ölümü de yalnız ve yalnız, Yaratıcı’ya bağlıdır. Tüm mevcudat, ancak Allah (c.c.) dilediği için vardır; ancak O dilediğinde yok olur. Allah’ı (c.c.) mutlak varlık kılan, insanı da gölge varlık yapan bu hakikattir. Dertler azaldığı gibi lütuflar da azalabiliyor ya da lütuflar içinde dertler, dertler içinde lütuflar olabiliyor. Hepsi de yaratıcıyı hatırlamakla ölçülen bir sınanmışlık taşıyor. İnsan, başkalarının gözünde vezir iken kendi gözünde rezil olabiliyorken, başkalarının gözünde rezil olduğu hâlde kendi gözünde vezir olabiliyor. Sınanmak böyle bir şey… Bütün alternatifler insanı imtihan zemininde tutuyor; bu o kadar açık ki… İtibar edilen hiçbir şey bu gerçeği değiştiremez. Üstelik hepsi de bir “şok” tadında olabiliyor. Düşündürücü değil mi? Yaşadığımız hayatın bizlere sürekli bir şeyler anlattığını fark edemiyoruz. Ta ki düşünce gafleti denen şeyin ne olduğunu fark edene kadar… Aradaki büyük farka “feraset ve basiret” deniyor. Görüldüğü gibi insan, gayret ve tefekkür farkıyla yine uçlarda geziyor. Birinde güzelliklerle yücelmek, diğerinde nihai noktada “burnu sürtülmek” var. Aslında aradaki...
Yazının tamamını dergimizden okuyabilirsiniz.