Görme engeliyle yaşayan biri için inanç, zorluğu ortadan kaldırmadığı hâlde bir dayanma gücü, umut kaynağı ve anlamlandırma aracı olabiliyor. İnancın hayattaki bu işlevini açar mısınız?
İnanç görme engelli bir birey için fiziksel zorlukları sihirli bir değnek gibi yok etmez ama hayatı göğüsleme noktasında aktif bir dayanma gücü verir. Dışarıdan bakıldığında dinin insanı pasif bir kabullenişe ittiği düşünülebilir; fakat durum tam tersidir. Hayatta değiştirilemeyen bir gerçeğin olması çaresizlik ve yalnızlık oluşturabilir. İşte burada dua, namaz ve tevekkül devreye girerek psikolojik kontrolü yeniden sağlar. Kişi her şeye gücü yeten bir Yaratıcıya sığındığında yalnız olmadığını hissederek güven duyar.
Din psikolojisinde buna olumlu dini başa çıkma diyoruz. Bu süreç yaşanan tecrübenin bir ceza olarak görülmesini engeller. Birey yaşadığı zorluğu isyanla karşılamak yerine ilahi bir hikmet ve manevi bir olgunlaşma süreci olarak anlamlandırır. Acı, bir anlama kavuştuğunda taşınması çok daha kolay bir yüke dönüşür ve bireyin uyum sağlaması kolaylaşır. İslam’daki sabır da pasif bir bekleyiş değil sınırları inkâr etmeden durumu göğüsleyebilen aktif bir uyum sürecidir.
İnancın geleceğe dönük en işlevsel yüzü ise umuttur. Dua, namaz ve zikir gibi ibadetler ümitsizlik girdabını engeller. Özellikle dua; istek ve kırgınlıkların doğrudan Yaratıcıya aktarıldığı güçlü bir dışavurum aracıdır. İslam’daki “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” düsturu, yarınlara dair iyimserlik sağlar. Maddi gözün kısıtlandığı yerde inancın sunduğu ahiret tasavvuru, bireye zihinsel bir telafi ile tükenmeyen bir yaşama sevinci aşılar.
Görme kaybının doğuştan, kademeli ya da sonradan ortaya çıkması, kişinin durumu kabullenişini değiştiriyor. Engelin ortaya çıkış zamanı, bireyin psikolojisini ve engeline yüklediği manevi anlamı nasıl farklılaştırıyor?
Aslında engelin ortaya çıkış zamanı ve şekli ne olursa olsun, olumlu bir Allah tasavvuru ve sağla...
Yazının tamamını dergimizden okuyabilirsiniz.