Zihnin Labirentleri ve İhtimalleri Meşrulaştırmak Yanılgısı / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Hakikat ile Evham Arasındaki İnce Çizgi
İnsanoğlu, varlık sahnesine çıktığı andan itibaren “bilmek” ve “emin olmak” ister. Ancak insan zihni, sadece gerçekleri değil, ihtimalleri de üreten devasa bir fabrikadır. Bu fabrikada üretilen her düşünce “gerçek” sanıldığında, insan kendi zihninin mahkûmu hâline gelir. İşte bu noktada, kadim mantık ilminin bize sunduğu “İmkân” kavramı, zihinsel özgürlüğün anahtarıdır.
İmkân, bir şeyin var olabilme potansiyelidir. Ancak her “olabilir”, “oldu” demek değildir. Modern insanın en büyük trajedisi, aklen mümkün olan bir riski, zihnen gerçekleşmiş bir felaket gibi kabul etmesidir. Bu durum, sadece psikolojik bir rahatsızlık değil, aynı zamanda manevi hayatı felç eden bir “akıl tutulması”dır.
İmkânın tabir yerindeyse üç farklı rengi vardır. Zihnimize gelen her düşünceyi şu üç süzgeçten geçirmek zorundayız:
İmkân-ı Zatî: Eşyanın özündeki yaratılış potansiyeli. (Toprağın her türlü bitkiyi bitirme potansiyeli gibi).
İmkân-ı Aklî: Mantıken gerçekleşmesi muhtemel olan durumlar. (Trafikteki araçların kaza yapabileceği ihtimali).
İmkân-ı Zihnî: Bir ihtimali “vaka” (gerçekleşmiş olay) yerine koyma yanılgısı.
Konunun daha iyi anlaşılması adına bazı vaka örnekleri verebiliriz.
Mesela, bir esnaf gece yatağına yattığında “Ya dükkânım yanarsa? Ya hırsız girerse?” diye düşünmeye başlar.
İmkân-ı Aklî (Mantıklı İhtimal): “Dünya hâlidir, yangın çıkabilir, hırsız girebilir.” (Bu düşünce kişiyi sigorta yaptırmaya ve kilidi kontrol etmeye sevk eder. Bu tedbirdir.)
İmkân-ı Zihnî (Zihnî Yanılgı): “Dükkânım kesin yandı, bittim ben!” deyip gece yarısı pijamalarla dükkâna koşmak veya üzüntüden hasta olmaktır.
Buradan çıkarılacak ders: Olmamış bir şeyi olmuş gibi kabul edip hayatı kendine zindan etmek akıl tutulmasıdır. Vesvese, tedbir maskesi takmış bir evhamdır. Bu durumda yapılacak en mantıklı iş vesveseye aldırmamaktır.
Bir örnekte ibadetler açısından verebiliriz:
Mesela, bir kişi namazın ikinci rekâtında; “Abdestim bozulmuş olabilir mi?” şüphesine düşer.
İmkân-ı Aklî (Mantıklı İhtimal): Biyolojik olarak abdestin bozulması her an mümkündür.
İmkân-ı Zihnî (Zihnî Yanılgı): Ortada koku, ses veya kesin bir bilgi yokken “Bozuldu” hükmüne varıp namazı bozmaktır.
Çıkarılacak ders: Şeytan size “Kesin bozuldu” diyerek ibadetin huzurunu kaçırmak ister. Kaide şudur: Kesin olan abdesttir, şüphe ise sadece bir ihtimaldir. İhtimal, gerçeği deviremez.
Yine bir örnekte akide ve iman açısından verebiliriz:
Mesela, kişinin zihnine Allah’ın mahiyeti veya adaleti hakkında çirkin, sarsıcı bir soru gelir.
İmkân-ı Aklî (Mantıklı İhtimal): İnsan zihni her türlü zıt düşünceyi hayal edebilir. Bir bilgisayar ekranına her türlü görüntü yansıyabilir.
İmkân-ı Zihnî (Zihnî Yanılgı): “Bu soru aklıma geldiğine göre ben dinden çıktım” diye inanmaktır.
Çıkarılacak ders: Aynadaki kirli görüntü aynayı kirletmez. O düşünceden korkman, imanının sağlamlığına en büyük delildir. Düşünmek başka, onaylamak başkadır.
Son bir örnekle örnek faslını kapatalım:
Mesela, Hz. Peygamber (s.a.v.) bir insandır, insanlar yalan söyleyebilir. Bu İmkân-ı Zatîdir. O zaman Peygamber de yalan söyleyebilir demek İmkân-ı Aklîdir, buna inanmak İmkân-ı Zihnîdir. Hâlbuki bu mümkün mü? İnsan olarak mümkün diye buna inanmak vesvesedir. Peki, böyle olmadığını nasıl bileceğiz? Delillerle bileceğiz ve yok sayacağız; bu mümkünlüğü kale alırsak, bu saçmalığı artık meşrulaştırmış oluruz. İmkânı Zatînin mümkün olacağını bilmek onu gerçek yapmaz, bunu kabullenmek aynen devlet düzeninde teröristlerle masaya oturmak gibidir ve terörü resmen meşrulaştırmaktır.
Vesvese Savaşında Stratejik Savunma
Vesvese Nerede Başlar?
Vesvese, İmkân-ı Aklî ile İmkân-ı Zihnî arasındaki boşlukta beslenir. Şeytan ve nefis, “olabilir” dediğimiz mantıksal boşluğu alır; oraya korkunç senaryolar yerleştirir ve bize “oldu” diye fısıldar.
İbadetlerdeki Tuzak: Bir mümin abdest alıp namaza durduğunda, “İnsanlık hâli, abdestim bozulabilir” demesi aklî bir imkândır. Bu sağlıklı bir farkındalıktır ve kişiyi tedbire sevk eder. Ancak hiçbir delil yokken “Kesin bozuldu, şu an abdestsizim” diyerek namazı terk etmek zihnî bir zan, yani vesvesedir. İslâm hukuku burada altın kuralı koyar: “Yakîn (kesin bilgi), şüphe ile zail olmaz.” Kesin olan abdesttir, şüphe ise sadece bir ihtimaldir. İhtimal, gerçeği alt edemez.
Akidedeki Tuzak: Vesvesenin en karanlık yüzü, imana dair gelen şüphelerdir. Zihin, her türlü aykırı düşünceyi tasavvur edebilir. Bir şüphenin zihne “misafir” gelmesi (aklî imkân), o şüphenin kalbe “ev sahibi” olması (vukuat) demek değildir.
Şu imanî hakikati çok iyi bilmeliyiz ki: Çirkin bir şeyi hayal etmek çirkinlik değildir. Küfrü hayal etmek küfür değildir. Eğer o düşünceden rahatsız oluyorsanız, bu sizin kalbinizdeki imanın o yabancı düşünceyi reddettiğinin en büyük ispatıdır.
İmkân çeşitlerini doğru ayırt etmek, insanı iki büyük uçurumdan kurtarır: Ümitsizlik ve Kibir.
Zihnî imkânlardan kurtulan mümin; gerçekleşmemiş korkuların esiri olmaz. “Başıma şu gelebilir” diyerek hayatı kendine zindan etmez. Tedbirini alır (Aklî imkân), ama neticeyi Allah’a bırakır (Tevekkül).
Vesveseyi tanıyan mümin; şeytanın sağdan yaklaşarak ibadetlerini “eksik/kusurlu” göstermesine izin vermez. Allah’ın Rahmân ve Rahîm isimlerine sığınır. Bilir ki din zorluk değil kolaylıktır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki zihin bir ayna gibidir. Aynadan geçen kirli bir görüntü, aynanın yüzünü kirletmez. Akla gelen vesveseler de kalbin nurunu söndüremez; yeter ki biz o hayali “gerçek” (imkân-ı zihnî) kabul edip ona teslim olmayalım.
Mümin, akli ihtimallere göre değil, ilahi hükümlere göre yaşayan insandır. “Olabilir”lerin karanlığında boğulmak yerine “Olan”ın (Allah’ın takdirinin) hikmetine razı olmak, hem aklın hem de imanın gereğidir.
Allah’a (c.c.) emanet olun.