Mutlu olma isteği, doyumsuzluk günümüzün açmazlarından ve daha çok ahlaki bir zafiyet gibi duruyor. Bundan bahseder misiniz?
Mutlu olma isteği ve doyumsuzluğa baktığımızda, sadece Türkiye’de değil, dünya çapında bir sıkıntı var aslında. Bir hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.” Sizden yukarıdakilere bakarsanız bunun sonu olmaz; devamlı istersiniz, devamlı bir şeyleri kazanmak, devamlı harcamak ve tüketmek istersiniz. Sizden aşağıdakilere bakarsanız, orada doyumu görebilirsiniz. Yukarısı doyumsuzluktur, çünkü sonu yoktur. Ramazan’da olsun, bazı önemli günlerde olsun, ekip olarak veya kişisel olarak ihtiyaç sahiplerini ziyaret ediyoruz. İnanın, o kadar kötü ve yaşanmayacak yerlerde insanlar hayatlarını idame ettiriyor ki şok oluyorum. Allah’ın bize vermiş olduğu, bahşetmiş olduğu bu nimetlere karşılık biz sadece namaz mı kılıyoruz? Namaz zaten bizim yapmamız gereken farz ibadet. Ekstralar lazım. Mutlu olabilmek için dünyaya bakmamız bizim için yeterli. Çok güzel şeyler var görebilene. Eğer dikkatiniz paradaysa birisinin cebinden yere bozuk para düştüğünde bile duyarsınız. Ama hayatı, mutluluğu görmek istiyorsanız, işte ağaç, işte kuşlar. Anne babanız yaşıyorsa, bu bir mutluluk değil mi? Tabii ki sıkıntı çekeceğiz. Sıkıntı çekmeden mutluluk olabilir mi; elbette olmaz. Aslında adlandırmak pek doğru olmayabilir, ama bilinmesi anlamında Z kuşağı denilen bir kitle var; bu ad, 2000 yılından sonra doğan kardeşlerimiz için kullanılıyor. Bir kesim devamlı, “Bu ülkede yaşanmaz, bu ülkede yaşanmaz.” diyor. Neden yaşanmaz bilmiyorlar, delinin bir tanesi kuyuya taşı atıyor; “Bu ülkede yaşanmaz.” diye. “Harbi yaşanmaz ya. Nereye gidelim? Finlandiya’ya, Danimarka’ya, İsveç’e, Norveç’e gidelim ağabey; orada hayat çok güzelmiş.” diyorlar. Mutlu olabileceğini düşündüğün ülkenin gençleri, intiha...
Yazının tamamını dergimizden okuyabilirsiniz.