Varlığa dair bir problem, çözümleme açısından insanda nasıl karşılık bulur? Sonuçları, kişilik ve şahsiyet bağlamında bir değere nasıl dönüşür?
Kendi alanımdan hareketle, bütün problemleri üç temel unsur üzerinde inceleriz: varlık, bilgi ve değer. Bu üçlü bir sacayağı gibidir. Ontoloji, neyin var olduğunu ve nasıl var olduğunu araştırır. Bilgi, günümüzde rasyonel düşünceye karşılık gelir. Değer ise varlık ve bilgiyi bir araya getiren ortak zemini oluşturur. Bunu somutlaştırmak için madeni bir para düşünün: Paranın tura yüzü varlıktır, yazı yüzü bilgidir. Ancak bu iki yüzü bir arada tutan, paranın kendisine anlam veren şey değerdir. Varlık ile bilginin buluşması, ancak değerler zemininde gerçekleşir. Bu nedenle değerleri araştırmaya başlayan biri, önce bu değerlerin somutlaştığı yere bakmalıdır: kişilik ve şahsiyet.
Şahsiyet, yaygın bir tanımla, içimizdekilerin dışa yansıması demektir. Yani içimizdeki olanın dışımızda, davranışlarımızda görülmesidir. Bunu bilgi ve eylem formuyla söyleyelim. Bilginin eyleme dönüşmesi. Ama tabii bu iki aşamada gerçekleşmiyor. Üçüncü aşama daha lazım: yaşama. Bir ömür boyu bilginin peşinde koşarız. Ne var ki bilmek tek başına yeterli değildir; asıl zorluk, bildiklerimizi eyleme dönüştürmektir. Ancak bu aşama da bizi tamamlamaz. Bir sonraki aşama ‘yaşamak’tır ve bu hiç de kolay değildir. Yaşamak; bilmek ve eylemekten çok daha zordur. Son aşama ise ‘yayma’dır: yaşama halimizi başkalarına göstermek, sorumluluk almak. İşte bu dörtlü sürecin ne kadar zorlu olduğunu fark etmeliyiz.
Kişilik kavramı, kişi olma, modern anlamda benlik sahibi olma, her daim ahlaki bir şahsiyete sahip olma meselesidir. Bu dünyadaki en temel mesele şahsiyet sahibi olmak, omurgayı dik tutmaktır. Çünkü en yüce fikirler bile şahsiyet sahibi olmayan insanlarda durmuyor. Çarpık duruyor. Önemli olan, fikirlerini davranışlarıyla gösterebilmeleridir. Kültürümüzün ifadesiyle söylersek: Düşmansa açıkça düşman olsun. Ancak münafıklık, yani iç...
Yazının tamamını dergimizden okuyabilirsiniz.