Allah’tan Ayrı Kalmak Mümkün Mü?

Allah’tan Ayrı Kalmak Mümkün Mü?

Dr. Alper Yücel Zorlu

Tarih: 2020-07-02

İnsanın hikâyesi en çok “ayrılıkla” özdeşleştirilir. Hasret ve vuslatın insanın iç dünyasında apayrı bir yeri vardır. Dünyaya gelmek, ilk defa bedene bürünmek olsa da, ruhun Rabbiyle diyaloğu dünya ile başlamaz. Dünyada anneden ayrılığın dahi hüzün veren bir hikâyesi vardır. İnsan ruhu ise her şeyin farkındadır. Yaradanından ayrılığın ne anlama geldiğini gayet iyi bilir. İsterse bir ömür boyu başka şarkılar söylesin, nihayetinde vuslata ermenin yolları açıldığında, akıl, kalp, ruh hepsi aynı hizada, sözleşmişçesine “aynı gerçeğe” doğru yönelme eğilimindedir. İnsanın göbeğinden bağlı olduğu en önemli gerçeğe… İnsana merhamet anlatılırken anne yüreğiyle kıyaslanır her şey. Allah’ın (c.c.) insana merhameti de öyle. Ve anne merhametiyle kıyası mümkün olmayan bir nitelik ve niceliğe sahiptir Allah’ın (c.c.) rahmet ve merhameti. Anneden ayrılık insanı nasıl etkiliyorsa gerçek Yardan yani Yaradandan ayrılık da insanı öyle etkiler ve çok hüzünlüdür. Bir arife “Kalp secde eder mi?” dediklerinde, “Evet, eder ve bir daha da secdeden kalkmaz.” demiştir. Çünkü kalp de aynı vuslatın derdine ta ezel-i ervahta düşmüştür. Bağrı yanıkların hikâyeleri hep, hasret ve vuslat kokar. Derinlere sinmiş böyle bir duygu olmasaydı, böyle bir halet-i ruhiye de olmazdı. Mecazi aşkla yola çıkanlar da son noktayı hep, Ferhat’la Şirin misali ilahi aşkla taçlandırırlar. Sevginin hakikati, tüm samimiyetler, bir samimiyet ölçer misali ilahi aşkta gerçek sınavlarını verir. Ama gelin görün ki, gaflet mayasının çalındığı kalbin pası ancak O’nu hatırlamakla silinir ve zikirle parlar, ilahi hakikatlere ancak o demde ayna olur. Billurlaşmış hakikatler ancak o zaman okyanus misali kalpte su yüzüne çıkar… “Allah’ı çokça anınız.” ayeti de bunun delili değil mi? Abdulhakim Arvasi (k.s.): “İyi zikir yapmanın yolu çok zikir yapmaktan geçer.” derken, aslında aynı gerçeğe işaret etmektedir. İnsan ruhunun çok zikir ihtiyacı olmasaydı, zikir üzerinde bu denli durulmazdı belki. Ama ısrarla insana Allah’ı hatırlaması söyleniyor. Ubeydulah Ahrar (k.s.): “Dünyayı süslü bir mezar gibi gör, bir Allah kalsın bir de sen. Sonra sen de aradan çekil, sadece Allah kalsın, zaten sadece Allah var…” sözü de aynı gerçeğe işaret etmektedir. Ve ruh bu hasreti, Allah’a olan iştiyakı gayet iyi bilir. Bilmekten öte bilir. Çünkü ruhlar âleminde Allah’a (c.c.) verilmiş bir söz vardır. Hz. Muhammed de (s.a.v.) yağmur yağdığında başındakini çıkarır ve yağmurla temas ederdi. Sorduklarında “Taze tecelli”, yani “Yeni yaratıldı, Allah’tan geldi.” anlamında sözler söylerdi. Ondan gelene arzu, O’na arzu değildir de nedir!.. Yine yeni doğan bebeklere olan ilgimizin temelinde de böyle mucizevi bir canlının insana Yaradanını hatırlatma güdüsü olması kaçınılmaz bir duygu… Bir bebeğin tatlı tebessümü hep insanda ilginç ve tatlı duygular uyandırır. Melek gibi görürüz onları, doymamacasına koklamak ve sevmek isteriz. Aslında o da insan beyninin ve aklının, “Ben senin nereden geldiğini, kim tarafından yaratıldığını biliyorum.” cevabını içtenlik ve sevgi duygusuyla ifade ederek duygulara teslim olması, içindeki soruları cevaplamasıdır. Yeni tecellilere olan ilgi, arzu, iştiyak ve merak da yeniden hatırlama gibi değerlendirilir ve bundan da ruhun ayrı bir zevk alışı olması kaçınılmazdır. Sahabelerdeki sıkıntı, dert, bela dahi olsa, eksikliğinin “Eyvah, Allahu Teâlâ bizimle alışverişi kesti.” sözleri de yine aynı diyalog arayışının güçlü bir tezahürü değil mi? Bunun tevekküle ve rızaya yansıması, ariflerin ağzında “Bana hoştur, senden gelen…” şeklinde olmuştur.

Her şeyi Allah merkezli, O’na göre, O’ndan değerlendirme arzusu, insan ilişkilerine, düşünce ekollerine, kelama, içtihatlara, ilimlerin usûl mantığına, kısacası her şeye yansımış ve buradan da “Allah’ın muradı” düşüncesi doğmuştur. “Acaba “O” ne demek istiyor?” arayışı, hep esas olmuştur. Hatta bunun insan ilişkilerine yansıma biçimi, Resulullah (s.a.v.) ile olan ilişkilerde zirvesini bulmuştur. Ondan gelene saygı ve sevgi, O’nu anlama ve anlattırma isteği insanın ruh bantlarına çok önceleri işlenmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Yemen heyetini uğurlarken bir süre Muâz’ın (r.a.) yanında yürüyerek ona, “Belki bir daha görüşemeyiz, sen Medine’ye döndüğünde benim mescidimi ve kabrimi ziyaret edersin.” buyurmuş, bu sözden kendisi Medine’ye döndüğünde Hz. Peygamberin (s.a.s.) vefat etmiş olacağını anlayan Muâz, ağlamaya başlamıştır. (İbn Hanbel, XXXVI, 376.) Kaynaklarda geçen bu hadise Muaz İbni Cebel için tam bir hüzün kaynağı olmuş ve Hz. Peygamber (s.a.v.), Muaz’ı (r.a.) teselli etmiştir. Bu vesileyle, “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” (Âl-i İmrân, 2/31) ayeti, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) olan sevginin de Allah’a hasret olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Sonuç olarak, Allah’ın kendisini sevdiği bir insan, Allah’ı (c.c.) özlemez mi? Her vakit namazından sonra “Sübhanallah, Elhamdulillah, Allahuekber” tesbihatları aynı hasretin insandaki tezahürü değildir de nedir?

Hz. İbrahim’in putları kırması dahi Allah hasreti değil midir? Hz. İbrahim’in ruhu kabzedileceği zaman “Dost, Dosta bunu yapar mı?” sözüne, “Dost, Dosttan kaçar mı?” diye karşılık verildiği söylenir. Burada da bu hasrete dair bir hatırlatma vardır.

İnkıta-ı vahiy, bir ara (vahyin kesilmesi) hadisesi Peygamberimiz (s.a.v.) üzerinde ne gibi bir etki yaptı acaba? Evet, Peygamberimiz (s.a.v.) tam 40 gün bunun üzüntüsünü yaşadı. Daha sonra, “Ey örtünüp bürünen (Peygamber!) Kalk da uyar. Rabbini yücelt. Nefsini arındır. Pisliklerden ve günahlardan uzak dur.” (Müddessir, 74/1-5) ayetiyle büyük bir mutluluğa kavuştu.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Yazarın Diğer Makaleleri

Aylardan Muharrem...

Bu devrin Hz. Hüseyinleri kimlerdir? Yani İslam davasının çilekeş mazlumları, Allah yolunun ve davasının canı pahasına gönüllüleri, ümmetin ıstırabını yüreğinin ta ...

Allah’tan Ayrı Kalmak Mümkün Mü?

İnsanın hikâyesi en çok “ayrılıkla” özdeşleştirilir. Hasret ve vuslatın insanın iç dünyasında apayrı bir yeri vardır. Dünyaya gelmek, ilk defa bedene bürünmek olsa ...

Bütün Yollar Kapalı Sadece Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Yolu Açık…

Son Peygamber… Diğer bir deyişle Ahir zaman peygamberi… Allah’ın (c.c.) “Habibim” dediği “En Sevgili…” Bütün insanlığın Şahı… İnsanlık âleminin son şansı ve nasibi…...
Tüm Yazıları