Müslümanların Astronomi Tarihine Katkıları / Prof. Dr. Ali Bakkal

Müslümanların Astronomi Tarihine Katkıları / Prof. Dr. Ali Bakkal

Tarih: 2019-08-01

İslam Astronomi Tarihinde bir milat belirlemeye kalksak nereden başlamak gerekir? Teşvik edici unsurlar nelerdi? Ayet, hadis, fıkıh anlamında nasıl teşvikler vardır?

Hiçbir medeniyet sıfırdan doğmaz. Her medeniyet diğer medeniyetlerden etkilenir ve onlardan bir şeyler alır. İslam medeniyeti için de bu böyledir. İslam medeniyeti sadece kendi kaynaklarından istifade ederek değil, aynı zamanda çevrede hazır bulduklarını da değerlendirerek gelişip yükselmiştir. Bilim, medeniyetin en temel argümanlarından biridir. İslam insanların okuma-yazma bilmediği bir topluma din olarak gelmişti. Mekke toplumunda sadece 19 kişinin okuma-yazma bildiği söylenir. Bunların da çoğu bu imkânlarını ticarette kullanırdı. Kitap okuma alışkanlığı olanlar Hanîf diye bilinen birkaç kişiden ibaretti. Onlar da sadece mukaddes kitapları okurlardı. Mekke, Medine, Taif gibi şehirlerde herhangi bir okul yoktu. Sadece Medine’de Yahudilerin beytü’l-midras dedikleri dini eğitim ve öğretim verdikleri bir mekânları vardı. Burada da Tevrat öğretimi yapılırdı. Bununla birlikte İslam’dan önce Araplar ilmü’l-envâ dedikleri yıldızların hareketiyle hava durumu ve iklimler arasında ilgi kuran, çeşitli takvimlere esas teşkil eden bir nevi “halk astronomi ve meteoroloji bilgisi”ne sahip bulunuyorlardı. Bu alandaki zengin bilgiler genel olarak Keldânî astronomisinin bir uzantısı olarak görülür. Envâ bilgisini bütün detaylarıyla Arap şiirinde görmek mümkündür. Envâ sisteminin ilk şekli, basit olarak yıldız ve takımyıldızların doğuş ve batışı ile başlayan yirmi sekiz dönemlik bir güneş yılındaki meteorolojik hadiseleri takip ve tahmin etme bilgisinden ibaretti.

Hiç şüphesiz bu bilgiler üzerine bilimsel bir astronomi inşa edilemezdi. İslam tarihinden bilimsel astronominin geliştirilmesinde iki şey çok önemlidir: Birincisi, İslam’ın bilimsel gelişmeleri sağlayacak bir zihniyet biçimi ortaya koyması, ikincisi, tercüme hareketleri.

Kişi iradesi nasıl fertlerin bütün fiillerinin en önemli amili ise, zihniyet de toplumsal faaliyetlerin temel itici gücüdür. Bir şey yapılmak istendiğinde toplumsal düşünce ona uygun değilse o konuda başarı kazanmak mümkün değildir. Bu yönüyle bakıldığında İslam bilim ve medeniyetini, bir “zihniyet devrimi” olarak nitelemek mümkündür. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) gibi ayetler ile “Çinde de olsa ilmi arayınız.” (Suyutî, Câmiu’s-Sağîr, 1/130), “Hikmet müminin kayıp malıdır; onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir.” (Tirmizî, İlim, 19; İbn Mâce, Zühd, 17) gibi hadisler Müslümanlarda büyük bir zihniyet açılımı meydana getirdi. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Bedir savaşı sonrasında okuma-yazma bilen esirleri on Müslüman’a okuma yazma öğretme şartıyla serbest bırakması, Hendek savaşında Selman-ı Fârisî’nin teklifiyle de olsa harplerde savunma taktiği olarak Arapların pek bilmediği hendek açma tekniğini kullanması, Hayber savaşından sonra bazı esirleri Müslümanlara sanat öğretmek şartıyla serbest bırakması, serîr kullanma gibi Mekke’de var olan bazı adetleri Medine’ye taşıması, dış kaynaklı birer unsur olan minberi Mescid-i Nebevide kullanmaya ve yine mescidin kandille ışıklandırılmasına razı olması, savaşlarda çoğu yabancı menşe’li olan silahları kullanması ve yine yabancı menşe’li elbiseleri giymesi gibi uygulamalar; Müslümanların zihinlerinde ilim ve teknik nerede olursa olsun almaları gerektiğine dair bir düşünce oluşturmuştu. Bu zihniyetle yoğrulmuş olan Müslümanlar adeta ilme karşı kendilerini susamış addediyorlardı. Bu da onların ilim adına nerede ne varsa her şeyi almalarını gerektiriyordu. İbadet vakitlerinin ve kıble istikametinin bilinme ihtiyacı gibi hususlar da insanları astronomi bilgisini öğrenmeye teşvik ediyordu. Kur’ân’da sema ile ilgili yedi yüz civarında ayetin bulunması da ayrıca bir tefekkür ve zihnî bir tecessüs vasıtasıydı.

İlk Müslümanlar envâ bilgisinin ötesinde astronomi bilgisine sahip değillerdi. Fetihlerle birlikte hem yeni kültürlerle iç içe olmuşlar hem de bu kültürlere mensup bazı âlimler Müslüman olmuşlardı. Diğer taraftan Müslüman olmayan azınlıklar da kendilerini farklı alanlarda göstermek istiyorlardı. Bu alanların başında ilim geliyordu. Bu durumlar kısa zamanda diğer milletlerin sahip olduğu ilmî birikimi Arapçaya aktarma ihtiyacını doğurdu. İlk tercüme faaliyetleri Emevî prensi Hâlid b. Yezîd b. Muâviye (ö.85/683) ile başladı. Daha hicrî birinci yüzyılda Müslümanlar Batlamyus’un eserleriyle tanıştı. Hâlid’in ayrıca astronomiye dair özgün bir eser kaleme aldığı da ifade edilir. İlk rasathane Emevîler zamanında Şam’da kuruldu. İlk zîc (astronomi cetveli), ez-Zîcü’ş-Şâmil adıyla Ahmed b. Muhammed en-Nihâvendî’nin (ö. 8. yüzyılın ikinci yarısı) Cündişâpûr’da yaptığı gözlemler sonucunda hazırlandı. Astronomi tarihinde en yaygın alet olan usturlap M.Ö. ikinci veya dördüncü yüzyılda Yunanlılar tarafından icat edilmişti. İslam tarihinde ilk usturlab, sahabeden Semüra b. Cündeb’in küçük torunu Muhammed b. İbrahim el-Fezârî (ö.190/806) tarafından kullanılmaya başlandı. Abbasîler dönemine gelindiğinde Halife Me’mûn (813-833) döneminde çoğu Beytülhikme yoluyla olmak üzere hemen bütün müsbet ilimlere dair Yunan eserleri tercüme edildi. Diğer taraftan Şemmâsiye ve Kâsiyûn adıyla bilinen biri Bağdat’ta diğeri Şam’da olmak üzere iki rasathane kuruldu. Bu rasathanelerde yapılan benzer gözlemler Batı’da ancak 16. yüzyılda ilk defa Tycho Brahe (1546-1601) tarafından yapıldı. Bundan sonra rasathane kurup uzun süreli gözlem yapmak Müslümanların bir âdeti haline geldi...

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

İzzet-i Nefs Duygusu Günahlara Karşı En İyi Kalkandır / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

İzzet-i nefs duygusunun öneminden her zaman bahsediyoruz. Bunun anlaşılmasına çok önem veriyoruz. Gerçekten bu duygu o kadar önemli ki, bir kişi, manen çok üst düze...

Müslümanların Astronomi Tarihine Katkıları / Prof. Dr. Ali Bakkal

İslam Astronomi Tarihinde bir milat belirlemeye kalksak nereden başlamak gerekir? Teşvik edici unsurlar nelerdi? Ayet, hadis, fıkıh anlamında nasıl teşvikler vardır...

Sağlıklı Bir Kişilik İnşası İçin Benlik Saygısının Önemi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Kişilik, kimlik, karakter, mizaç, benlik kavramları biraz birbiriyle iç içe ama farklı kavramlar… Hepsi de varlığın insandaki yansımaları… Bu konuda neler söylenebi...