Modern İnsan Kendini Bulamıyor / Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç

Modern İnsan Kendini Bulamıyor / Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç

Tarih: 2019-04-01

Her insanın kendi gerçeğine, ontolojik hikâyesine, maddi-manevi serüvenine, kader bağlamında iradi olan ile kaçınılmaz bağına baktığımızda, bununla ilgili bir hakikat var. Bu konuyu günümüz insanı açısından nasıl değerlendireceğiz? Yani şu anki olan dünyevileşme eğilimi ve Allah’ı unutma temayülünü irfani açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani günümüz insanı bu hakikatler karşısında nerede duruyor?

Şüphesiz, her şey Allah’tandır ve tekrar Allah’a geri dönecektir. Her şey Allah’tansa ve Allah’a geri dönecekse, insanın asli vatanı, ana yeri Hakk Teâlâ’dır. Oradan çıktıktan sonraki süreç hangi merhalede olursa olsun insanın gurbet hayatıdır. Bu gurbet hayatı esma makamına indikten sonra başlar. Rabb’den ayrıldığımızdan, onun esmasına indikten ve esmadan ef’ale indikten sonra ve daha sonra yeryüzü hayatına başlamamızla beraber bu uzun sürgün dönemlerimiz başlar. Bu uzun sürgün dönemlerinde tabii ki araya madde giriyor. Madde zaman zaman bir tül perde gibi oluyor, zaman zaman güneşlik perde gibi olabiliyor, sonra da tiyatro perdeleri gibi, kalın, çok kesif, çok yoğun bir perde hâline gelebiliyor. Bu perdeden kaçınmak mümkün değil. Kaçınmak için doğmamak lazım; dünyaya gelmemek, maddeleşmemek lazım. Maddeleşen her şey bu libas içerisine girmek zorunda. Buna peygamberler ve evliyalar dâhil. Ancak, onların nuranî yapıları o kadar kuvvetlidir ki, o kadar kuvvetli olan nuranî bir yapı onlardaki o madde bağlantılarını dahi ışığa boğarak, nura boğarak hattı eritmiş, yok etmiştir. Fakat bizim gibi sıradan insanlar, sair insanlar için, bu kalınlaşmış perdeyi inceltme, daha sonra onu hafifletme ve tül perde hâline getirme imkânımız biraz zor; bir cihat istiyor, bir savaş istiyor. Bu savaşı da insanın yerine getirmesi gerçekten kolay değil. Bir kere, niyet edip “Ben böyle bir ihtiyaç içerisindeyim.” “Ben bu hâlimden mutlu değilim.” demesi gerekiyor. Hasta hastalığını itiraf edecek ki, tabip ona bir derman yazsın. Ama bazı hastalar da vardır ki, “Ben hasta değilim.” diyor, hastalığını kabul de etmiyor, tedaviyi de reddediyor. O zaman, bilerek ölümü tercih ediyor. Onun için, işin başında olan duygu aczini idraktir. Aczini idrak edecek, hastalıklı bir yapıda olduğunu kabul edecek ki şifa bulsun. Şifa da zaten Allah’tandır.

Ancak, Hazreti Âdem’den bu yana devam eden yeryüzü hayatının çeşitli dönemlerinde maddeleşme ve maddenin hâkimiyeti zaman zaman çok öne çıkmıştır, zaman zaman bir dengede kalmıştır, madde ve mana irtibatı sağlanabilmiştir. Mesela bir Selçuklu, bir Osmanlı. Ki bunlar maddesel imparatorluklar ama ariflerin, fakihlerin, bilgelerin, erenlerin her yerde çokça bulunduğu -her köyde, her kasabada, her şehirde- mana ehlinin önlerinin açıldığı, insanları eğitmek üzere çalışmalarına mani olunmadığı dönemlerde maddesel iktidarın başı olan sultan dahi “Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgâ imiş / Bir velîye bende olmak cümleden a’lâ imiş” diyebilmiştir. Yani maddesel imparatorluğun, maddi iktidarın sultanı olmak basit bir şey diyor -ki doğrusu o- maneviyatı öne alıyor. Siz maneviyatı öne aldığınız zaman, ruh eski tabirle süvari, beden yani madde de onun bindiği binek, yani at hâline geliyor. Geleneksel yapıda şema bu şekilde olduğunda, at süvarinin altında olduğu zaman; dizginler ehliyetli, yetenekli, kabiliyetli, cesur bir süvarinin elinde olduğu zaman, at istediğiniz yöne doğru sizi süratli bir şekilde intikal ettirir. Ama siz atı süvarinin sırtına yüklerseniz, o süvari o yükü kaldıramaz, altında ezilir.

Neredeyse bir asırdır şiddetli olarak yaşadığımız, son 20 yıldır ise çok daha sert bir şekilde yaşamaya başladığımız bütün dünyadaki aşırı maddileşme, ister istemez ruhaniyete hiçbir yer bırakmamaya, hiçbir teneffüs alanı bırakmamaya başlamıştır. Ondan dolayıdır ki insan, bu kargaşa içerisinde kendini kaybetmiştir.

Birinci olarak, insan kendinin ne olduğunu, nereden geldiğini, ne yapmakta olduğunu ve nereye doğru gitmekte olduğunu unutmuştur.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Düşüncelerimiz Bizi Yönlendirmemeli Biz Düşüncelerimizi Yönlendirmeliyiz

Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden Hayatta bazı şeyleri genellememek lazım. Zira bu genellemeler gereksiz yere insanın omuzundaki yükleri ciddi oranda artırı...

Çocuklara Allah'a İmanın Öğretimi / Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Bilindiği üzere, Allah’ı bilmek, tanımak, kalp ile tasdik, dil ile ikrar, İslam akidesinde, bir kişinin mümin olmasının ilk ve vazgeçilmez şartıdır. Ne var ki, insa...

Kalbin Eğitimi / Doç. Dr. Adem Ergül

“Kalbin eğitimi” ifadesinden neyin kastedildiğine geçmeden önce “eğitim”in ne olduğu sorusunun cevaplandırılması gerekmektedir. Fakat itiraf etmek gerekir ki eğitim...