24 Haziran Türkiye İçin Dönüm Noktasıdır / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş

24 Haziran Türkiye İçin Dönüm Noktasıdır / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş

Tarih: 2018-06-02

Sayın Başkan, AK PARTİ - MHP - BBP, Cumhur İttifakı hakkında değerlendirmenizi alabilir miyiz, süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye bu dönemde çok önemli bir süreçten geçiyor. 24 Haziran seçimleri, Türkiye’nin gelecek yüzyılını şekillendirecek çok önemli bir seçimin eşiği. Türkiye bu eşiği aştığı zaman, inanıyorum ki, belki 200-300 yıllık bir birikimin sonucunda geleceğe yürüyeceği bir kapıyı aralamış olacak. Türkiye, Osmanlı’nın çöküşünden başlayarak bugünlere kadar olan süreç içerisinde, maalesef, dış güçlerin baskısı altında kalmak suretiyle kendi ayakları üzerinde durma noktasında çok ciddi sıkıntılı süreçler yaşamış.

AK Parti iktidarları döneminde Türkiye’nin kazanımlarına baktığımız zaman, Türkiye çok ciddi mesafeler kat etti; sağlıkta, eğitimde, ulaşımda, milli savunma alanında, tarımda… Ve siyasi olarak da kendi coğrafi konumu itibarıyla bölgesinde ciddi söz sahibi olan bir ülke konumuna geldi. Türkiye, terör örgütlerine karşı gerek Fırat Kalkanı Operasyonu gerekse Afrin-Zeytin Dalı Operasyonuyla küresel güçlere rağmen çok ciddi bir mücadele verdi.

Eğer Türkiye kendi insansız hava araçlarını (silahlı-silahsız) üretememiş olsaydı oralarda bu başarıları elde etme noktasında zorlanabilirdik.

1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nda dışa bağımlı bir Türkiye’nin savaşın en sıkıntılı noktalarında nasıl tek başına kaldığını, dışa bağımlılığın getirdiği sıkıntıları nasıl yaşadığını canlı olarak yaşadık.

Bütün bu süreçler içerisinde dünyada tüm kalkınmış/gelişmiş ülkeler dahi ekonomik krizlerle boğuşurken, Türkiye özellikle de son yıllarda dünya çapındaki çok önemli projeleri de hayata geçirmeyi başarabilmiş bir ülke.

15 Temmuz darbe girişimini yaşamış olmasına rağmen, ekonomik olarak Türkiye’ye çok ciddi yaptırımlar uygulamalarına rağmen bu başarıları elde etti.

Türkiye böyle bir süreçten geçerken, 24 Haziran’da ilk defa yeni bir yönetim sistemiyle milletimizi buluşturacak bir seçimi yaşayacağız. Bu seçime giderken gerçekten vatan için, millet için siyaset yapma duyarlılığını gösteren Milliyetçi Hareket Partisi, Büyük Birlik Partisi ve AK Parti’nin oluşturduğu ittifaka “Cumhur İttifakı” diyoruz... Cumhur nedir? Milletin tamamıdır. Milletin tamamını kucaklayan, kuşatan bir anlayış içerisinde siyaset yapma geleneğini sürdüren bu saydığımız üç parti; yani önceliği vatan ve millet olan, bayrak olan, inançlar noktasında milletin inançlarıyla hassas noktalarda örtüşebilen bir anlayışı temsil eden siyasi partilerin Cumhur İttifakını meydana getirmesi suretiyle bu seçimlere gidiyoruz. Dolayısıyla bu ittifakın ve bu seçimlerin Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çok önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum.

Diğer ittifaka baktığımız zaman, maalesef, normal zamanlarda bir araya gelme becerisini dahi gösteremeyen veya gelme şansları, imkânları olmayanların AK Parti’ye karşı, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı nasıl bir ittifak yaptıklarına da şahit oluyoruz. Örneğin, 1960 darbesinde Demokrat Parti’nin liderini asan zihniyetle, CHP’yle Demokrat Parti yan yana gelebiliyor. Yine 28 Şubat mağduriyetini yaşamış olan rahmetli Erbakan’ın partisinin bugün, 28 Şubat kararlarıyla milletin inançlarıyla alay eden CHP’yle ittifak yaptığına şahit oluyoruz. Bunlar tezat değil mi?! Millet de bu oyunları görüyor. Bir araya gelmeyen zihniyetler nasıl bugün bir araya gelebiliyorlar ve neye karşı bir araya gelebiliyorlar, neyin ittifakını yapabiliyorlar? Tamamen Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla ve AK Parti’nin 16 yıllık bu başarılarını hazmedememeleri nedeniyle bu ittifakları yapıp, 15 Temmuz’da başaramadıklarını şimdi, 24 Haziran seçimlerinde acaba başarabilir miyiz’in planlarını yapıyorlar.

Bu, sadece içerideki ana muhalefet partisi ve diğer saydığımız partilerle yapılan bir işbirliği değildir; o işbirliğini yaptıran güçler var. O güçlerin bunlara dayatmasıyla yapılan ittifaklardır diye düşünüyorum. Farkındaysanız, çok ciddi arayışlar içerisine girdiler. Abdullah Gül’ü aday yapmak için uğraştılar; daha başka bir ismi nasıl çıkarabiliriz ve Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl yalnız bırakabiliriz’in planlarını, hesaplarını yaptılar; İyi Parti’yle bir araya gelmenin çabasını, gayretini göstermeye çalıştılar. Bütün bunlara baktığımız zaman, bunlar iyi niyetli çabalar değil; Türkiye’nin önünü kesmeye yönelik, özelde Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın önünü kesmeye yönelik girişimlerdir. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden başlayarak bugüne kadarki süreç içerisinde, 16 yıllık iktidarlık dönemlerinde ülkemize kazandırdıklarını da milletimiz görüyor, onların ne yapmak istediklerini de net bir şekilde görüyor. İnanıyorum ki milletimiz bu planları bir kez daha boşa çıkaracaktır.

Batılıların Türkiye’ye yönelik hedefleri her geçen gün ayan beyan ortaya çıkıyor. Bunun Türkiye’yi bölme ve parçalamaya yönelik olduğu da çok açık. Bu konuda neler söylersiniz?

AK Parti iktidara gelince dışarıdan bir yerden bir kaynak, para bulmadı; yine milletimizden aldığı destekle bu yatırımları yaptı. Örneğin 300 binin üzerinde derslik yapmış, hemen hemen her ilçeye, her ile hastaneler yapmış. Daha öncesinde ise sağlık sistemimiz çökmüştü, eğitim sistemimiz çökmüştü, ekonomimiz memurun maaşını veremeyecek bir seviyeye düşmüştü.

İnsan ithal etmek suretiyle Türkiye ekonomisini yönetme girişimlerinde bulundular. Bütün bunlara baktığımız zaman, her alanda dışa bağımlılıktan kurtulamayan bir Türkiye devralınmış, IMF’ye borcunu sıfırlamış bir Türkiye inşa edilmiş. 75’in üzerindeki şehrimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlanmış, Türkiye ilk defa hızlı trenle buluşturulmuş; Türkiye’nin birçok büyük şehirlerinde şehir hastaneleri inşa edilmek suretiyle, dünyanın hiçbir ülkesinin başaramadığı sağlık sistemiyle Türkiye çok başarılı bir noktaya taşınmış. Bütün illerinde üniversiteler açılmış; bir yandan devlet üniversiteleri, bir yandan özel/vakıf üniversiteleri açılmış. Kendi ilinde üniversite olmadığı için büyük şehirleri tercih eden çocuklarımız, gençlerimiz şimdi kendi şehrinde üniversite tahsilini yapabilecek bir konuma gelmiş. Son aylarda yapılan açıklamalar gösteriyor ki Türkiye 7.4’lük büyüme oranıyla dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında.

Bütün bunları başarmış bir Türkiye’nin dünyada en hızlı büyüyen ülkeler arasında bir numaraya oturması birilerini rahatsız ediyor. Kendi tankını, helikopterini, piyade tüfeğini, insansız hava aracını yapan, denizaltısını yapan, önümüzdeki yıllarda inşallah kendi savaş uçağını yapabilecek bir Türkiye’yi hazmedemiyorlar. Hazmedemedikleri için de topyekûn nasıl saldırıp da önünü keseriz’in planlarını yapıyorlar. Bölgesinde kalkınmış, gelişmiş, haksızlığa karşı dur diyen bir Türkiye’yi istemiyorlar. Onlar istiyorlar ki, geçmişten bu yana nasıl devranlarını sürdürmüşlerse, Ortadoğu ülkelerini nasıl sömürmüşlerse, bundan sonra da sömürürüzün planlarını yapıyorlar. Cumhurbaşkanımız’ın sesini yükselterek, haksızlığa karşı, “Dünya 5’ten büyüktür.” haykırışını görüyorlar, bundan rahatsız oluyorlar. Kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye istemiyorlar. Onlar biliyorlar ki 24 Haziran’dan sonra inşallah Tayyip Bey yeniden halkın teveccühüyle seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak ve yeni bir yönetim sistemiyle Türkiye’de işbaşında olursa nasıl bir Türkiye inşa edilecek, görüyorlar, farkındalar; bundan dolayı önünü kesmek için ellerinden gelen tüm gayreti ortaya koyuyorlar. Doların yükselmesi de Türkiye’nin önünü kesmeye yönelik girişimdir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin millet adına saygın bir duruşu var. Küresel güçler ve Batı niye bu kadar Cumhurbaşkanımız’a yükleniyor?

Sayın Cumhurbaşkanımız haksızlıklar karşısında hakkı savunan, adaleti savunan, sömürü düzenine karşı duran, sadece Türkiye’nin değil, tüm mazlum ve masum toplulukların ortak sesi olma pozisyonunu aldığı için insanlar rahatsız oluyor. Son yıllarda dünyanın neresinde afetler, depremler olmuşsa, bütün bunlara karşı Türkiye hep gidip destek vermiş ve Türk Kızılay’ı, Türk sivil toplum örgütleri topyekûn seferber olmuşlar; Açe’den Afganistan’a, Somali’den Hindistan’a, nereye bakarsanız bakın, Türkiye nerede mağdur ve mazlum topluluklar varsa hepsinin yanında olmuş, hepsine destek vermeye çalışmış. Burada ırk ayrımı, inanç ayrımı gözetmeksizin, insanlık adına bunu yapan bir Türkiye var. Dünyanın neresinde bir deprem olsa, bir afet olsa Türkiye yardıma koşacak güçte bir ülke haline geldi.

Sayın Genel Başkanımız’ın, Cumhurbaşkanımız’ın, nerede bir haksızlık varsa o haksızlığa karşı haykıran, nerede bir zulme uğramış topluluk varsa onların sesi olmaya yönelik bir duruşu var. Yine dünyanın neresinde bir mağduriyet yaşayan ülke, topluluk varsa bunların yanında duran, hakkın yanında duran, hakkı savunan, doğruyu söyleyen, doğruyu savunan, adaleti söyleyen ve adaleti savunan bir duruş sergilediği için bundan rahatsız oluyorlar. Niye rahatsız oluyorlar? Bugüne kadar Afrika ülkelerini sömüren bir Avrupa var, bir Batı var. Ortadoğu’yu sömüren bir Avrupa var, bir Batı var. Bunlar yavaş yavaş Recep Tayyip Erdoğan Bey’in bu adaletli ve insani duruşu karşısında rahatsız oluyorlar. Acaba yarın oradaki topluluklar da uyanarak Batı’ya karşı bir cephe alırlar mı korkusu var; yönetimlerinde bir değişiklik olup da Türkiye gibi şaha kalkarsa acaba biz hangi pozisyona düşeriz ve kimi sömürürüz korkusu var Batı’nın ve Avrupa ülkelerinin.

Bu korkuya karşı Tayyip Erdoğan Bey’i yok etme, Cumhurbaşkanımız’ı Türkiye’de iktidardan düşürme gayretleri, hevesleri var. Bütün bu atraksiyonlar bunun için yapılıyor, son zamanlardaki ekonomik baskılar bunun için yapılıyor. Ama bugüne kadarki tüm girişimlerinde başarısız oldular. 2007’de e-muhtıra vermek suretiyle hükümeti devirmek istediler, başaramadılar. 2008’de AK Parti’ye kapatma davası açtılar, başaramadılar. 2013 yılında Gezi olaylarını düzenlediler, başaramadılar. 2013’te Gezi olayları öncesindeki ve sonrasındaki döviz hareketine bakarsanız bugünkünden farklı değildir ve Türkiye’nin o tarihteki ekonomik kaybının 140 milyar dolar civarında olduğu ekonomistler tarafından söylenir. 17-25 Aralık operasyonlarıyla hükümete operasyon düzenlemeye kalktılar, başarılı olamadılar. 2014 Ocak-Şubat aylarında MİT tırlarına operasyonlar düzenleyerek, “Türkiye terör örgütlerine destek veriyor.” yalanlarıyla Türkiye’yi yalnızlaştırmaya çalıştılar, başaramadılar. Tüm bunlardan sonuç çıkaramadılar. Türkiye 12 seçime girmiş ve AK Parti bu seçimlerde başarı elde etmiş. Demokratik yöntemlerle başarı elde edemeyenler, demokratik olmayan yöntemleri devreye sokarak, dış güçlerin tesiriyle, içerideki işbirlikçilerinin planlarıyla, bu saydığım girişimlerde bulunmuş, sonuç alamamışlar. Nihayet en son 15 Temmuz darbe girişimiyle Türkiye’yi işgal planı yapılmak suretiyle Türkiye işgal edilmeye çalışılmış. Tüm bunlardan sonuç alamayınca, geldiler, şimdi, 24 Haziran seçimleri öncesi yeniden bu sinsi planlarını hayata geçirmenin gayreti içerisindeler. Ama inanıyorum ki, bugüne kadar milletimiz nasıl ki onların bu planlarını bozduysa inşallah 24 Haziran’da bir kez daha bozacak, onların hesabı yine tutmayacak. Allah’ın izni ve milletimizin de desteğiyle, duasıyla…

Milletimizin ekseriyetinde Cumhur İttifakına karşı bir kabullenme olduğu çok açık. AK Parti’nin kuşatıcı olmak için elinden geleni yaptığı da ortada. Bir AK Partili olarak, son olarak neler söylersiniz?

Şimdi biz bir seferdeyiz. Biz sonuçtan mesul değiliz, biz seferden sorumluyuz. Bir yolculuk yapıyoruz, iyi niyetle milletimizle 16 yıldır bir yolculuk yapıyoruz ve bu yolculuğumuz da devam ediyor. Hamdolsun biz bugüne kadar milletimize yanlış yapmadık, milletimize ihanet etmedik, milletimizin önünde başımızı öne eğecek hiçbir icraatımız olmadı. Bundan dolayı biz Allah’a hamd ediyoruz, şükrediyoruz. Ve milletimiz de her sandık önüne konulduğunda AK Parti’den yana desteğini verdi. Başta liderimiz, Cumhurbaşkanımız bugüne kadar milletimize yalan söylemedi ve aldatmadı, ne dediyse hepsini fazlasıyla yaptı. Milletini aldatmayan bir lider, milletine yalan söylemeyen bir lider, milletine hizmetkâr olduğunu her platformda söyleyen bir lider ve onun partisi olarak, bugüne kadar bütün teşkilatlarıyla, bütün kadrolarıyla, yol arkadaşlarıyla, milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla hep halkımızın hizmetinde olmaya gayret ettik. Eksiklerimiz olabilir, hatalarımız olabilir, insanız, kusurlarımız olabilir, bu kadar büyük bir camianın içerisinde milletimizin hoşlanmadığı davranışları sergileyen arkadaşlarımız da olabilir. Hatasız insan olmaz; hepimiz hata yapabiliriz, hepimizin eksikleri olabilir. Ama genel itibarıyla baktığımız zaman, biz milletten aldığımızı milletimize vermeye çalıştık. Milletten aldık, hastaneleriyle, yollarıyla, okullarıyla, hızlı trenleriyle millete vermeye çalıştık; “Hava yolu halkın yolu” dedik, millete vermeye çalıştık. Bunları sabaha kadar konuşsak bitiremeyiz. Dışarıya bağımlı bir ülke, borç batağı içerisinde; IMF’ye olan borçla yıllarca bizi kıskaca aldılar, bu ülkenin vatandaşının kanını emdiler, tabiri caizse. AK Parti, bütün bunlara son vermek için gece gündüz demeden çalıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız olsun, Sayın Başbakanımız olsun, alt kadrolar olsun, 7/24 çalışan bir anlayışla samimi olarak millete hizmet etmeye çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız yıllardır, ben bizzat şahidim, en az 18 saat mesai yapıyor. Yolculukları esnasında bile durmayan, telefonlarla sağı solu arayarak memleketin işlerini takip eden, vatandaşın işini takip eden bir anlayışla hizmet ediyor. Sayın Başbakanımız hakeza aynı şekilde. Biz yakın çalıştığımız için nasıl bir performans gösterdiklerine şahidiz. Yani günde 3 saat, 4 saat uykuyla, belki yeri geliyor onu da uyumuyorlar. Böyle bir gayret ve heyecan içerisinde çalışırken, ekiplerini de aynı gayret ve heyecan içerisinde çalıştırmaya gayret ederken, milletimiz de bunları görüyor. Görüyorsa, bunu milletimiz bugüne kadar karşılıksız bırakmadı, inanıyorum ki önümüzdeki günlerde de bırakmayacak.

Biz, bütünlüğümüzü koruyabilirsek, kardeşliğimizi muhafaza edebilirsek, görüşümüz, inancımız, rengimiz, ırkımız, dilimiz, siyasi görüşümüz ne olursa olsun, aynı gemide yolculuk yapan insanlarız. Birileri bu gemiyi batırmaya çalışırken, Sayın Cumhurbaşkanımız ve ekibi, bir yandan bu gemiyi batırmaya çalışanlarla mücadele ederken, bir yandan da o gemiyi sulh ve sükûnet içerisinde limana ulaştırma gayreti içerisinde. Bütün dünyanın karşı duruşuna rağmen bu mücadeleyi verirken sadece gözettiği bir şey var: Bir, Allah’ın rızasını kazanmak; iki, milletin duasını ve desteğini almaya devam etmek. Bu samimiyet içerisinde olduktan sonra, inanıyorum ki başarılı olmaya devam edecek, inşallah.

Allah bütün o kapıları açacak, inşallah, nasıl ki Kurtuluş Savaşında Cenâb-ı Hakk bu milletin yüzünü kara çıkarmadıysa, Çanakkale’de yüzünü kara çıkarmadıysa, Dumlupınar’da, Sakarya’da kara çıkarmadıysa, 15 Temmuz’da kara çıkarmadıysa, 24 Haziran’da da inşallah bu milleti Cenâb-ı Hakk sevindirecek. Yeter ki biz istikametimizi bozmayalım, niyetlerimizi bozmayalım.

24 Haziran akşamı, Allah korusun, bu ülke olumsuz bir şey yaşarsa, 100 yıl bunun telafisi mümkün değil.

Onun için, ülke, toplum olarak hata yapma lüksümüz yok. Ben burada siyasi bir argümanla bunu söylemiyorum; böyle bir tehlikeyi göremeyen vatandaşlarımızı uyarma anlamında söylüyorum. Bu ülke kolay kazanılmadı.

Son dönemlerde de görünmeyen savaşların mücadelesi veriliyor.

Evet. Savaşların rengi ve şekli değişti. Dolar kuruyla Türkiye’deki ekonomiyi sıkıntıya sokmaya çalışıyorlar. Eskiden silahlarla, kılıçlarla kalkanlarla, toplarla tüfeklerle savaş yapılıyordu; şimdi farklı şekilde yapılıyor. Onun için, toplumumuzun Türkiye üzerinde oynanmak istenen oyunu, planı, sinsiliği görmesi lazım, küçücük teferruatlara takılmaması lazım, küçücük hatalara takılmaması lazım.

Hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Bu dava sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın davası değil, bu dava bu ülkede yaşayan herkesin ortak davasıdır. Bakın, bu ülkede yaşayan herkes, her birey annesiz yaşayabilir, babasız yaşayabilir, çocuksuz yaşayabilir; ama hiç kimse vatansız yaşayamaz, hiç kimse bayraksız yaşayamaz. Allah korusun, Türkiye dışındaki mağdur topluluklar, masum topluluklar Türkiye’ye gelip sığınabilme imkânını bulabiliyor; Türkiye’nin başına bir şey gelse...

Türkiye’nin sığınacak bir yeri yoktur. Aç kurtlar gibi, Türkiye’yi nasıl yutarız, nasıl parçalarız, nasıl böleriz’in planları, hesapları yapılıyor şu anda ve Recep Tayyip Erdoğan’ı nasıl yok ederiz’in hesapları yapılıyor. Nedir dertleri Tayyip Erdoğan’la? Dertleri şu: 16 yılda Türkiye’yi 100 yılda kazanamadığı noktaya taşıdığı için rahatsız oluyorlar. Şimdi, “24 Haziran’ı da geçerse biz Tayyip Erdoğan’ın önünü alamayız.” korkuları var. Tayyip Erdoğan kime kötülük etmiş?! Sadece hakkı savunmuş, doğruyu söylemiş, adaleti savunmuş, adaleti haykırmış; kime ne zararı var?! Ama sömürü zihniyetinde, düşüncesinde olanlar o Tayyip Erdoğan’ı hazmedemiyorlar. Dert bu, başka bir şey değil.

Sayın Başkan, Yoğun programınıza rağmen bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Sağ olun, var olun, ben teşekkür ederim. Allah sizlerden razı olsun.


Son Eklenen Yazılar

İbadet Hayatımız Mezhepsiz Olmaz / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

İçtihat yapacak ilmi olmayan kişilerin, yani İmam-ı Azam gibi İmam Şafi gibi din bilgisi olmayan Müslümanların mutlaka bir mezhebi taklit etmeleri gerekir… Mezhepsi...

Müslüman Ve Toplumsal Sorumluluk / Prof. Dr. Süleyman Uludağ

İslam’a göre herhangi bir dini kabul etmek, serbest düşünceye ve özgür iradeye dayanan bir tercihtir. Başka bir deyimle din bir gönül işidir. Dine bağlı olmanın tem...

Seyr-i Bedâi / Doç. Dr. Adem Ergül

Okumaktan mânâ ne, kişi Hakk’ı bilmektir Çün okudun bilmedin, ha bir kuru emektir. Bir hikmet ehlinin ifadesiyle “Şu âlem, âkiller için seyr-i bedâî, ahmakl...