Meydan Okumaları Bakımından Kur’ân Mucizesi / Prof. Dr. Hüseyin Aydın

Meydan Okumaları Bakımından Kur’ân Mucizesi / Prof. Dr. Hüseyin Aydın

Tarih: 2018-03-01

Kur’ân mucizesine yönelik her türlü inkâr, mislini getirme açısından muâraza (karşı koyma) ile mükelleftir. İnkârcılar dün olduğu gibi bugün de inkârı yaymak, İslâm dinini fikren yıkmak istiyorlarsa, Kur’ân’a bakmalılar ve ondan yararlanmadan her türlü imkân ve yöntemlerini kullanarak diledikleri herkesten ve her şeyden yardım alarak ona muâraza yapmalıdırlar. Ne var ki tarih boyu inkârcı kesimler İslâm’ın temel kaynağına bu muârazayı yapamadıkları için Müslümanlarda kusur aramaya yönelmişlerdir. Evrensel ve fikri düzeyde olması gereken teolojik tartışmayı sosyal hadiselere, bireylere indirgeyerek ve sığlaştırarak sürdürmeyi yeğlemektedirler. Bu tür bir yaklaşım İslâm dini açısından fikrî planda bir muâraza sayılamaz.

Mucize terimi “bir şeyden aciz kalmak” anlamına gelen “acz” kökünden türetilmektedir. Acziyet zafiyetle eşanlamlıdır.1 Biri bir şeye ulaşamadığında2 veya bir iş birinin gücünü aştığı zaman “ondan aciz kaldı” denmesi gibi.3 Mucize, acz kökünden türetilen bir kelime olup, ism-i fâildir. Aciz bırakan, güçsüz kılan, karşı konulamayan anlamlarına gelir. Mucize, şartlarını ve vasıflarını taşıdığı takdirde, peygamberin Allah tarafından görevlendirilmiş elçi olduğu iddiasının doğruluğuna delâlet eder.4 Söz konusu Kur’ân olunca, Hz. Peygamber’e verilen, benzeri getirilmekten aciz kalınan mucize bahis konusudur.5 Kâdî Abdulcebbâr mucizenin olağanüstü, harikulâde olması gerektiğini kaydeder. Bu, insanoğlunun benzerini yapamaması durumuna denk düşer.6

Kur’ân Mucizesi

Her nübüvvet iddiasının doğruluğuna güçlü bir delil olması gerekmektedir. Hz. Peygamber’in nübüvvetine Kur’ân delil olduğuna göre inkârın haklı bir temele oturmasının gerekliliği, inkârcıları ona muârazada bulunabilecek bir delil ortaya koymakla mükellef tutar. Nitekim şu ayet Kur’ân’ın meydan okumalarına ya teâruzda bulunma ya da tâbi olma çağrısı yapmaktadır: “(Ey Rasûlüm onlara) de ki: Eğer doğru söyleyen kimselerseniz, bu ikisinden (Musa’ya indirilen Tevrat’tan ve bana indirilen Kur’ân’dan) daha doğru bir kitap getirin Allah tarafından da, ben ona uyayım!” (Kasas, 28/49) Benzeri bir sûre getirememekle, ilâhî vahyin düşmanları ve yardımcıları aciz kalmıştır. Bu yenilgiye tarih şahitlik etmektedir. Nitekim önceki peygamberler nübüvvetlerinin doğruluğuna getirdikleri delillerle tüm muhataplarını aciz bıraktığı gibi Kur’ân ile de bu durum tekerrür etmiştir.7

Kur’ân, muhataplarına benzerini getiremeyecekleri yolunda meydan okumuş ve bu meydan okuma asırlardır sürdüğü halde buna güç yetirilememiştir.8 Şayet başarılı bir muâraza olmuş olsaydı, şüphesiz nakledeni bol olurdu.9 İlk Müslümanlar taklidî bir iman ile değil basiretleri, akılları icabı İslâm’a girmişlerdir. Onlar Kur’ân’ın meydan okumaları karşısında Arap edebiyatçılarının, hikmetli sözler söyleyenlerin susmalarına ve aciz kalmalarına tanık olmuşlardır.10 Şiddetli düşmanlıklarına ve Hz. Peygamber’in davetini iptal etmek için her yola düşkünlüklerine rağmen müşrik Araplar ve başkalarından hiç kimse muârazaya güç yetirememiştir.

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Geliştiren Ve Özgürleştiren Liderlik / Doç. Dr. Adem Ergül

Bir öncü ve önderle maddi ve manevî beraberlik gerçekleşmeden, şahsiyet dilinin istenilen seviyede gelişmesi, imkânsız değilse de zordur. Liderlik üzerine bugün...

En Önemli Mesele Yakîn Sahibi Olmaktır / Şenel İlhan Beyefendi'nin Sohbetinden

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırt edecek bir anlayış) verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağı...

Meydan Okumaları Bakımından Kur’ân Mucizesi / Prof. Dr. Hüseyin Aydın

Kur’ân mucizesine yönelik her türlü inkâr, mislini getirme açısından muâraza (karşı koyma) ile mükelleftir. İnkârcılar dün olduğu gibi bugün de inkârı yaymak, İslâm...