İnanç Sapmaları Ve Deizm / Prof. Dr. Aydın Topaloğlu

İnanç Sapmaları Ve Deizm / Prof. Dr. Aydın Topaloğlu

Tarih: 2017-10-02

Malum, yeryüzünde bir inanç haritası var, insanların bir inanç profilleri var ve genel inançlar var. Bulunduğumuz topraklar itibarıyla da İslam inancına sahip bir milletiz ama yapılan son istatistiklerde, yüzde 99’u Müslüman olduğu söylenen bir ülkede ateizmin yüzde 4 gibi bir rakama çıktığı, deistik söylemlerin ise yüzde 6 civarında olduğu düşünülüyor. Bu anlamda, inanç ve inançsızlık ekseninde yapılan tartışmalara deizm eklenmiş oldu diyebiliriz. Burada bu kavramın bir dine inanmak anlamında kullanılmadığı da belli; yani deizm, fonksiyonel olarak bir dine inanmanın ötesinde farklı anlamlar ifade ediyor. Rehbersiz, vahiysiz, peygambersiz bir dogmaları var. İnsanlığın sahih inanç arayışları bağlamında konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında deizm, yaratıcı Tanrı inancını savunan, ancak Batı dünyasında 17. yüzyıldan itibaren İncil ve kilise otoritesini reddeden bir tür düşünce hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Yani özünde inanmaktır, inançsızlığın aksine, tanrıya inanma, inanç olayı söz konusudur. Bu noktada ne yazık ki biraz tanım karmaşıklığı bulunmaktadır.

Teizm gibi, deizm de aslında köken itibariyle tanrıya inanmak anlamındaki Latince “Deus”tan gelen bir kelimedir. Ateizmin karşıtı olarak tanrı inancını savunan bir anlayıştır. Peki, teizmden farkı nedir? 17. Yüzyıla kadar Avrupa’da teizm de, deizm de aslında mana itibariyle aynı anlama gelmekteydi, ikisinde de tanrıya inanmak vardı, o anlaşılıyordu. Fakat Reform, Rönesans ve Aydınlanma derken din ve bilim konusunda cereyan eden felsefi tartışmalarla birlikte Avrupa’daki düşünce tarihinde ilginç bir noktaya gelindi. O nokta şuydu: Biz bu düşünceyle, bu kültürle, bu bilimsel birikimle tanrıya inanmaya devam edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Veya bu kiliseyle, kilisenin dogmalarıyla, paradokslarıyla, mevcut dini söylemle devam eder miyiz, edemez miyiz? Burada bilim insanları, pozitivist olan ve deneyciliğe önem verenlerle, kiliseye karşı çıkmakla birlikte pozitivist olmayanlar bir yol ayrımına geldiler: “Ya ateist olacağız, tamamen her şeyi reddedeceğiz, inanç adına ne varsa her şeye karşı çıkacağız” veya “her şeye rağmen ateist olmayı ben kendime yediremiyorum, akla uygun görmüyorum. Bilakis bu kâinatın bir yaratanı var, bir tanrısı var, sahibi var; ama ben kiliseyi de kabul etmiyorum” diyenler. İkinci grupta olanlar sonuç itibariyle şöyle bir karara vardılar: “Ben kiliseye karşıyım, kilisenin bana dayattığına karşıyım, engizisyona karşıyım, birilerinin din kisvesine bürünmesine ve bana bu şekilde bir şeyler söylemesine karşıyım, kısacası aracılığa karşıyım; ama tanrıya inanmaya devam edeceğim ve bunu da aklen gerekli görüyorum, doğanın matematiksel ve geometrik örgüsü bana zaten bunu haykırıyor.”

Bu netice doğrusu deizmin ortaya çıkışındaki temel etken olmuştur. Hıristiyanlığın kendi iç kurgusunda günah, kötülük ve düşüşle başlayan, kurtarıcı olarak Mesih’in gelişi, enkarne oluşu (hulul) ve kurtarıcılığı ile devam eden, inananların Cennete gideceği öğretisi ile taçlanan bir kültürün kendi iç çelişkileri ve kavgasının bir neticesi burada söz konusu.

Akla ve mantığa açıkça ters olduğu için...

Devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

Abone olmak için lütfen tıklayın


Son Eklenen Yazılar

Allah’ın (C.C.) Kulundan Razı Olması Ne Demektir? Seyyid Şenel İlhan'ın Sohbetinden

Bizler kul olarak her işte Allah’ın (C.C.) rızasını ararız, bizim için şüphesiz bu çok mühim bir meseledir ve öyle olmalıdır da... Mesela imanî meselelerdeki di...

Ku’rân’da Hz. Peygamber’in(s.a.v.) Otoritesi / Prof. Dr. Ahmet Ünsal

Günümüzde Peygamber’e iman ve Peygamber algısını örseleyen yaklaşımlar var. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Hâlâ Resulullah’ın (s.a.v.) İslam dinindeki yerinin, oto...

Ümit İksiriyle Heyecanı Zinde Tutmak / Yrd. Doç. Dr. Adem Ergül

Sıkıntılı, yıkık ve mahzun gönüllere ümit aşılamak ne kudsî bir görevdir! Hayat yolculuğu düz bir çizgi değildir. Zaman zaman, iniş ve çıkışlar, yorgunluklar, t...