Feyz Dergisi

Salavât-ı Şerîfe Getirmenin Önemi ve Fazileti / Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Salavât-ı Şerîfe Getirmenin Önemi ve Fazileti / Prof. Dr. Ramazan Ayvallı

Tarih: 2014-10-01

Peygamber Efendimiz’in (sav) ismi söylenip işitildiği ve yazıldığı zaman, saygı ve hürmet ifadesi olarak O’na salavât-ı şerîfe okumak, en önemli vazifelerimizdendir. Kur’ân-ı Kerîm’de Ahzab sûresinin 56. âyet-i kerîmesinde meâlen: “Gerçekten Allahu Teâlâ ve melekleri, Peygamber’e salât ederler (şeref ve şanını yüceltirler). Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve O’na gönülden teslim olun.” buyrulmuştur.

Tefsir âlimleri bu âyet-i kerîmede zikredilen salât kelimesinin; Allahu Teâlâ’dan rahmet, meleklerden istiğfar ve müminlerden dua manalarına geldiğini bildirmişlerdir. Bütün İslam âlimleri, Peygamber Efendimiz’in (sav) mübârek isimlerinden biri işitildiği, yazıldığı ve söylendiği zaman; salavât-ı şerîfe yazmak ve söylemenin birincisinde vacib, tekrarında ise müstehab olduğunu söz birliğiyle bildirmişlerdir.

Allahu Teâlâ’dan bir şey isteyen kimse, önce Allahu Teâlâ’ya hamd ve senâ ettikten sonra, Resulullah Efendimiz’e (sav) salât okumalıdır. Böyle bir dua, kabule pek lâyıktır. İki salât ile (duanın başında ve sonunda olmak üzere) yapılan dua geri çevrilmez.

Ebû Talha Hazretleri anlatır: Resulullah’ın huzuruna girmiştim. Kendisinde daha önce hiç görmediğim bir sevinç ve hoşnutluk gördüm. Sebebini sorduğumda: “Nasıl sevinmeyeyim? Biraz önce Cebrâil aleyhisselam müjde getirdi. Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Ümmetinden biri sana, bir salavât söyleyince, Allahu Teâlâ ona karşılık olarak on salavât eder.” buyurdu. Bu konuda hadîs-i şeriflerden bazıları şöyledir:

“Yanında ismim anılıp da bana salât ü selâm getirmeyen kişinin burnu yerde sürtülsün. Ramazan ayı girip de günahlarını affettirmeden Ramazan ayı çıkıp giden kimsenin de burnu yerde sürtülsün. Anne ve babasının ihtiyarlıklarına ulaşıp da onların rızasını kazanıp cennete giremeyen kimsenin de burnu yere sürtülsün.” (Tirmizi)

“Yanında ismim zikredilip bana salât ü selâm getirmeyen kimse, cimrilerin en cimrisidir.” (Tirmizi)

Ebû Humeyd es-Saidî Hazretleri bildirir: Sahabe-i kiramdan bazıları, Resulullah Efendimiz’e sordular ve dediler ki: “Ya Resulallah! Sana nasıl salât ü selâm getirelim?” Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “Allahümme salli alâ Muhammedin ve ezvâcihi ve zürriyetihi kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve bârik alâ Muhammedin ve ezvâcihi ve zürriyetihi kemâ bârekte alâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd” deyiniz.

Bazı salavât-ı şerîfeler şöyledir:

“Aleyhisselâm” “Sallallahu aleyhi ve sellem” “Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed”

“Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm…”

“Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn” “Aleyhissalâtü vesselâmü vettehiyye” “Aleyhi ve alâ cemi’i minessalavâti etemmühâ ve minettehiyyati eymenühâ.”

Peygamberimiz buyurdu ki:

“Kim bana bir kere salât ederse Allahu Teâlâ ona on kere salât (rahmet) eder, onun on günahını bağışlar ve derecesini on kat yükseltir.” (Nesai)

“Kıyamet günü bana en yakın olan, benim şefaatime en lâyık olan, bana en çok salât ü selâm getiren kimsedir.” (Tirmizi)

“Kıyamet’te her makamda bana en yakın olanınız, dünyada bana çok salavât okuyanınızdır. Cuma günü ve gecesi bana yüz salavât okuyanın, Allahu Teâlâ yüz ihtiyacını görür. Yetmişi ahiret, otuzu dünyaya ait işleridir. Sonra Allahu Teâlâ bir melek ile bu salâtları benim kabrime getirtir. Size gelen bir hediye gibi olurlar. O melek bana gönderenin ismini, soyunu ve kabilesini bildirir. Benim yanımdaki beyaz bir sahifeye onu geçirir. Benim öldükten sonra bilmem, hayatta iken bilmem gibidir.” (Râmûzu’l Ehadis, Hadis No: 1573)

“Perşembe günü olunca, Allahu Teâlâ, yanında gümüş defter ve altın kalemler olan melekler gönderir. Perşembe günü ve Cuma gecesi Peygamber’e çok salât getirenleri yazarlar.” (Ebû Hüreyre)

“İki Müslüman karşılaşıp müsafaha eder ve Peygamber’e salavât getirirlerse ayrılmadan önce, evvelki ve sonraki günahları mağfiret olur.” (Ebu Davud, Edeb: 143)

“Kulağı çınlayan beni hatırlasın ve bana salât okusun.” (Müslim)

“Bir işe niyet eden, o hususta meşveret etsin. Allahu Teâlâ işinde ona rüşd ihsan eder. Bir kimse bir söz söylemek isteyip de unutsa, bana salât okusun. Zira bana salâtında sözü için halef vardır. Umulur ki onu hatırlar.” (Râmûzu’l Ehadis, Hadis No: 4969)

“Hayırlı bir işe, Allah’ın ismi ve bana salât ile başlanmazsa o kesiktir ve bütün bereketi giderilmiştir.” (Râmûzu’l Ehadis, Hadis No: 4226)

Ebû Bekr-i Sıddık buyurdu: “Unutmasından korkan, Resulullah’a çok salavât okusun.”

Şeyh Ayni’nin Zeynü’l-Mecâlis’inde yazılıdır: Resulullah “Kıyamet günü üç grup kimse, gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı Arş’ın altında bulunur.” buyurdu. “Onlar kimlerdir?” dediler. “Ümmetimi sıkıntıdan kurtaran, sünnetimi ihyâ eden ve bana çok salavât getiren.” buyurdu. (Mir’ât-ı Kâinât, Cilt 1, s. 643, İmâm-ı Gazali, s. 58-59; Mir’ât)

Şeyh Ebû Musa Darirî anlatır: Denizde kasırgaya yakalandık. Herkes ölüm korkusuyla ağlıyordu. O halde bana uyku bastırdı. Düşümde Resûl-i Ekrem’i gördüm. Gemidekilere söyle, bin defa “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammed, salâten tüncinâ bihâ min cemî’il ehvâli vel-âfât ve takdî lenâ bihâ cemî’el hâcât ve tutahhırunâ bihâ min cemî’is-seyyiât ve terfe’unâ bihâ indeke a’led-derecât ve tübelligünâ bihâ aksal-gâyât min cemî’il hayrâtî fil-hayâti ve ba’del memât” okusunlar, buyurdu. Daha üç yüz kerre okumuştuk ki fırtına dindi, kurtulduk. Bu salâtın her mühim işte ve her belada, afatta, depremde okunması tavsiye edildi. Muteber kitaplarda, salâtın nasıl olduğu konusunda kırktan fazla hadis vardır. Bazıları şöyledir:

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âl-i İbrâhîm, ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âl-i İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd.

Allahümme salli ve sellim ve bârik verham alâ seyyidinâ Muhammedin hüve seyyidü’l Arabi ve’l Acem ve imâmi Mekkete’l mükerrameti vel Medineti’l münevverati vel harem. Alleme’l insâne mâ lem ya’lem.

Aslühu nûrun ve neslühû Âdem. Ba’sühû muahharun ve halkuhû mukaddem.

İsmühu’ş şerîfu mektûbün alel Levhil mahfûzi biyâkûti’l kalem.

Ve cismühu’ş şerîfü medfûnün fil Medîneti’l münevverati ve’l harem. Yâ leyte ektehilü türâbellezî tahte’l kadem.

Fe tûbâ sümme tûbâ limen deâ ve tebiahü ve limen esleme sâhibe’ş şefaati li’l âlemin.

Kâilen yâ Rabbî! Sellim ümmeti, ümmeti vâ ümmetâ yâ ze’l lütfi ve’l kerem.

Fe yünâdi’l münâdî min kıbeli’r Rahman, kabiltü şefaateke yâ Nebiyye’l muhterem. Üdhulü’l cennete lâ havfün aleykum velâ hüznün velâ elem.

Sümme radiyallahu teâlâ an Ebî Bekrin ve Ömera ve Osmâne ve Aliyyin zi’l-Kerem.

Ve sallallahu alâ seyyidinâ Muhammedin ve’l hamdü leke yâ Rabbe’l âlemîn. Bi hürmeti Seyyidi’l mürselîn.

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Hikmet Ehli Olmadan İdeal İnsan Olunamaz/ Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

“İnsanları Rabbin’in yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle davet et.”1 Bu ayette Rabbimiz açıkça, İslam’ı tebliğ ile vazifeli kimseler hikmet ehli olmalı veya hikm...

İslam İktisadı Ve Güncel Boyut / Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu

İslam, insanı inşa ederken hukuk-ahlak dengesini nasıl kurar? Hz. Peygamber (s.a.v.) “Ben, güzel ahlâkı (mekârimü’l-ahlâk) tamamlamak için gönderildim.”(1) ve “...

Vicdan Aydınlığında Yol Almak / Doç. Dr. Adem Ergül

Hayat serüveninin, yapayalnız yürünebilecek derecede emniyetli ve rahat bir yolculuk olduğu söylenebilir mi? Elbette böyle bir iddia hayat gerçekleriyle bağdaşmayac...