Gençlik ve Popüler Kültür / Prof.Dr. Hayati Hökelekli

Gençlik ve Popüler Kültür / Prof.Dr. Hayati Hökelekli

Tarih: 2014-06-02

Gençlik, bir toplumun geleceği, toplumsal gelişme ve yenilenmenin ana kaynağıdır. Bağımsızlık ruhu, gelişime ve değişime açıklık, idealizm, gençliği karakterize eden en önemli özelliklerin başında gelir. Dostluk ve sevginin, kendini adama ve fedakârlığın en ibretli örneklerine gençlerin hayatlarında rastlanır. Yakından baktığımızda, kendi doğallığı içerisinde gençliğin gönül verdiği değerlerin, gerçekte bir toplumun millî ve manevi kültürünü oluşturan en üstün ve aşkın değerler olduğunu görürüz. Fakat günümüzde, hep gençlerin sorunlarından, bunalımlarından ve davranış bozukluklarından konuşulur olmuştur. Gençlerin sorumsuzluğundan, disiplinsizliğinden, haylazlığından, saygısızlığından şikâyetçi olan pek çok anne baba ve öğretmene rastlarız.

Günümüz şartlarında gelişmekte olan teknoloji, bilgi kaynaklarını çoğaltırken zaman ve mekânı da küçültür. Giderek daha çok bilgi ve fantezi hazır durumda, hem de daha kolay ve daha ucuza el altındadır. Hazır alışveriş ve pornografi dünyasına dünyanın her köşesinden uydu ya da kabloyla girilebilir. Böylece eski sınırlar çözülerek yeni bir kültür, gerçeklikler dünyamızı çepeçevre kuşatır. Çoğu, ana kaygıları kâr elde etmek olan tüccar yapımcılar tarafından yaratılmış olan ve onlar tarafından denetlenen iletişim ürünleri ve ağları, bizlere bir eğlence ve çılgınlık dünyası sunar.

Geleneksel; modernlik öncesi toplumlardaki kültür, kabile ya da cemaatin paylaştığı kutsal yapı, çatı neyse onun içinden çıkarak gelmiştir. Günümüz kitle kültürü ise iletilen şeyin herhangi bir kişisel, toplumsal ya da manevi yararına bakmaksızın, hangi yolla olursa olsun insanların dikkatini yakalamaya çalışan pazarlama bölümleri tarafından yaratılır.

Televizyon

Bir kitle iletişim aracı olan televizyon, günlük hayatın sıkıntılarından ve olumsuzluklarından kendisini kurtarmak isteyenler için yapay bir mutluluk kaynağıdır. Onun için çoğu insanın evlerine girdiğinde ilk yaptıkları şey, televizyon ya da bilgisayarı açıp karşısında hazır alıcı konumuna geçmektir. Televizyonun başköşeyi işgal etmediği kaç ev kalmıştır, doğrusu merak konusudur. En çok onun sözü dinlenir, en fazla zaman onunla geçirilir. Onunla iletişime girenlerin, sanal bir dünyanın sunduğu hayali tatminler ve güncel olayların dar bakış açısı içerisinden kendisini kurtarması neredeyse imkânsız gibidir. Televizyon ile birlikte bilgi hiyerarşisi temelden çökmüştür. Ağırlıklı olarak görsel kanaldan alınan bilgiler, eleştiriye açık düşünme işlemlerinden geçmediği ve duygusallıkla sunulduğu için, gençlerin tutum ve davranışlarını etkilemek kolaylaşmıştır. Kültürümüzde yer alan mevcut norm ve değerlerden gittikçe uzaklaşmış, reklam ve dizilerde yer alan yaşam biçimleri insanları etkisi altına almıştır. Dizilerde sunulan alkol ve uyuşturucu bağımlıları, çoğu ahlaki kaygıdan uzak cinsel tercihler, aile içi mahrem ilişki ve deneyimler, ihanet ve şiddet içeren olaylar, sahtekârlıklar, normal ve olması gereken doğal durumlar gibi sergilenmekte ve neredeyse özendirici bir tarzda kamunun önüne sunulmaktadır. İfade etmek gerekir ki televizyon programlarının yer verdiği birçok kavram ve değer, henüz gelişim aşamalarını tamamlamamış olan çocuk ve gençlere yabancı olması bakımından, eğitsel açıdan sakıncalıdır.

Popüler kültürün olumsuz yüzü en çok gençleri etkiler. Çünkü gençler öğrenmeye, değişikliklere açıktırlar. Bir gencin günde ortalama 3-5 saati televizyon ya da internette geçmektedir. Bu da onları edilgen, hayattan kopuk bir duruma getirir. Televizyonu az seyredenlerin çok seyredenlere göre daha hareketli ve fiziksel olarak uyumlu oldukları görülmüştür. Çok fazla televizyon seyretmek, bilgisayar başında kalmak ya da müzik dinlemek, bazı gençlerin bütün zamanını alır ve bunlar hayatın getirdiği sıkıntıları unutmak için başvurulan bir sığınma veya kaçınma faaliyeti haline gelir. Çocuk ve gencin ahlak gelişimi, zihinsel ve sosyal gelişime paralel olarak gelişir. Çocuk ve genç, duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimine bağlı olarak kazandığı deneyimler sonucu yaşına uygun sağlıklı düşünceler geliştirebilir. Çocuk ve ergenin henüz sormadığı soruların cevaplarını ve deneyimini kazanmadığı yaşam biçimlerini ona sunarak, gelişim düzeyinin ötesinde olguları önüne sermek ne kadar sağlıklı olur? Bu duyarsızlık, yetişkin kişilerle, yetişmekte olan kuşaklar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırarak, insanın yaşamında tek düze, gelişimsel aşamalara yer vermeyen bir uygulamaya yol açar. Oysa içselleştirilmiş bilgiler ışığında sorulacak sorular üst düzey düşünceleri doğurur. Çelişkili değerler, karmaşık olaylar içinde verildiğinden, çocuk ve ergenlerin zihinsel kapasiteleri tarafından ayrıştırılmadan, model alma, öykünme, taklit yoluyla, içselleştirilmeden benimsenmeye çalışılır. Aile ve okulun, çocuğun gelişimine uygun etkinliklerdeki düzenleyici rolünü kaybetmesiyle başlayan bilginin denetlenememesi, değerler eğitimini zora sokar. Televizyon aracılığı ile insanlar, farklı kültürlerin farklı değerleri biçimlendirdiği bilincini kazanırken, olumlu mevcut değerlerin de yozlaşmasıyla “değer kaybı” denilen karmaşaya sürüklenir.

Televizyon yayınlarının gençler üzerindeki bir diğer olumsuz etkisinin sebebi, sadece şimdiki zaman içindeki olayları ele almasına bağlı olarak gelecekteki ilişki ve olayları geçmiş yaşantılardan koparmasıdır. Bu durum istek ve davranışlarda sorumsuzluğu, anlamsızlığı, akıl almaz isteklerin peşinden koşmayı, “dün dündür, bugün bugündür” yaşam felsefesiyle yaşama bakış açışını getirir. Çünkü kişinin gerçeği yapılandırması için olayların tarihsel süreç içerisinde yorumlanması ve anlamlandırılması gerekir. Geçmişten alınan bilgilerle ileriye dönük görüş geliştirmek daha güvenilirdir.

Bilgisayar ve İnternet

Teknolojinin hızla geliştiği son yıllarda, televizyon ve bilgisayar gibi görsel ve işitsel kitle iletişim araçları yerel değerlerin bir pota içerisinde erimesine, farklı kültür ve coğrafyalarda gençler arasında ortak davranış ve yaşayış biçimlerinin oluşmasına yol açar. Böylece, bir toplumca benimsenmiş ortak ahlaki değerlerin temelleri sarsılır. Sözel kültürden gelen, aynı çevrede yaşamış, genellikle kültür içinde tüm davranışları paylaşmış kişiler, bu yeni iletişim yolları ile yüz yüze, sıcak ilişkilerden uzaklaşırlar. İnternet haberleşmesi yoluyla sağlanan “sosyal ağ” ve “chat”lerin özellikle gençler arasında popüler olması, kendilerini istedikleri şekilde, denetlenmeden ve yargılanmadan ifade edebilmelerine imkân verir. İnternet haberleşmesi, bilgi denetimini ortadan kaldırarak, yetişkinlikle çocukluk dünyası arasındaki ayrımı yok eder. Bütün bunların sonucunda ise bireyselleşme, sosyal yabancılaşma, sosyal becerilerde yetersizlik, empati yoksunluğu, sorumluluk almama ve kamusal konulara ilgisizlik baş gösterir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” psikolojisi içerisinde gençler birbirinden kopuk, toplum bilincinden uzak, kendilerine dönük olarak yaşarlar.

Gündelik hayatımızı kuşatan popüler kültürün en önde gelen özelliği, cinsellik, şiddet, eğlence ve spor gibi geniş kitleleri oyalama ve eğlendirme amacına yönelik ürünlere yer vermesidir. Modern iletişim araçları kitlelere, sanal bir gerçeklik üzerinden kurgusal bir dünya görüntüsü sunarak onların iyi vakit geçirmelerini sağlar. Fakat gerçekte, tüketimi ve israf ekonomisini körüklemenin yanında günübirlik sürekli değişen konu ve mesajları ile insanları oyalama ve gerçek dünyadan uzaklaştırma gibi bir işlevi vardır. Ciddi düşünme ve seçme alışkanlıkları yerine, hayatı en kolayından, pembe gözlükler arkasından izleyiciye aktarır. Sonuçta, her şeyin yolunda olduğu, hayatın renkli vaatlerine sahip bulunulduğu, gelir ve sınıf farklılıklarının, sosyal çözümler bekleyen sorunların âdeta başka bir evrene ait olduğu duygusu uyandırır. Ulusal sınırları aşan ve dünyanın birçok yerine yayılmış ortak fikir, marka, imaj, hikâye ve kahramanlarıyla farklı ülke insanları arasındaki sınırları yok ederek, tek tip düşünen, giyinen, aynı şeylerden zevk alan kişiler meydana getirir. Bu arada tüketime yönelik ürünleri istek uyandıracak şekilde tanıtarak, etkili şekilde pazarlar. Denebilir ki popüler kültürün malzemesi hayal, yöntemi de sansasyon ve manipülasyondur. “Önce cezbet, sonra ikna et!” mantığından hareketle, kişilerin direnme ve savunma güçlerini yok etmekle işe koyulur. Kişilere hayali tatminler sağlamayı çok etkili şekilde başarması dolayısıyla, geniş bir manipülasyon gücünü elinde bulundurur.

Futbol

Popüler kültürün en etkili vasıtalarından olan futbol ve benzeri seyirlik sporlar, başta gençler olmak üzere geniş kitlelerin en derin duygu ve heyecanlarına, en ateşli taraftarlıklarına kaynak oluşturur. Centilmenlik ve kardeşçe yarışma duygusunu geliştirme iddiası taşıyan günümüz kitle sporlarının her biri, çoğu zaman derin düşmanlıklar ve fanatizmler üreterek, her ne olursa olsun kazanma hırsına dayalı bir kumar sektörünü ayakta tutar. Sahada ancak belli sayıda insanların spor yaptığı ancak milyonlarca insanın âdeta nefeslerini keserek izlediği bir ortamda, hangi olumlu değerlerin gelişebildiğini durup düşünmek gerekir.

Müzik

Günümüzde müzikle ilgilenmeyen, müzik dinlemeyen bir gence rastlamak zordur. Popüler müzik türleri gençleri bağımlı hale getirir. Gençleri coşturan günümüz müzik tarzları ve çeşitleri ne yazık ki onların estetik zevklerini geliştirme ve ruhsal yönden yücelmelerine hizmet etmez. Tam tersine, bayağı iştah ve arzularına seslenerek çoğu zaman karamsar, kaderci, isyankâr, bencil bir dünya görüşü telkin eder. Gençlerin bilinçaltları, müzik parçaları ile sunulan ve genelde şiddet ve cinsellik yüklü olan mesajların bombardımanına maruz kalır. Uyuşturucu ve alkol kullanımı ile belli müzik türlerini dinleme arasında sıkı bir ilişki vardır. Genelde gençler arasında bu tür alışkanlıkları müziğin etkisi artırır ve geniş kitlelere yayar. Rock ve rap, heavy metal gibi belli bazı müzik türlerinin kişideki kötücül güçleri harekete geçirdiği, saldırganlık düzeyini artırdığı bilimsel araştırmalarla ispatlanmıştır. Arabesk türü müziklerin ise kişiyi depresyona soktuğuna dair bulgular vardır. Ünlü sanatçılar gençler için birer idol, uğrunda canlarını vermeye hazır oldukları ve bağlandıkları bir ilah, her şeyi ile kendilerine benzemeye çalıştıkları ve hayran oldukları ufuk bir şahsiyet olurlar. Onların konserlerinde âdeta mistik bir vecd içerisinde kendinden geçilir, çılgınca sevgi gösterilerinde bulunulur. Bu konserlerde marazi bir coşkuya kendisini kaptırıp kendi kendini tahrip etmeye çalışan gençler de az değildir. Bunların bir tür uyuşturucu etkisi yaptığı da söylenebilir. Çünkü gençler bu tarz müziklerle gündelik hayattan bütünüyle kopmaktadır.

Popüler kültür, kitleleri peşinden sürükleyici ve bağımlılık yaratıcıdır. Tüketim ve gösteriş, zevk ve eğlence onun kabul ettiği en üstün değerdir. Çoğu zaman millî ya da evrensel hiçbir değer ve ilke tanımayan bir olgusallıkla ürünlerini pazarlar. Gerçekte kitleler popüler kültürün alıcısı değil, kurbanı ya da bağımlısı durumundadır. Düşünme, değerlendirme ve seçmeye değil, hoşlanma ve iyi vakit geçirmeye dayalı bir ilişki söz konusudur. Açıktır ki bu özellikteki bir kültür “yabancılaşma” vasıtasıdır. Kişiyi kendisinden, çevresinden ve gerçek dünyadan uzaklaştırıcıdır. İnsani arzuları alabildiğine kışkırtarak, çoğu insan için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek beklentilere ve boş hayallere yol açar. İnsanların birçoğu eğlendiklerini, güzel vakit geçirdiklerini, teselli ve tatmin bulduklarını zanneder. Oysaki medya ve spor dünyasının görüntü ve mesajlarının yol açtığı beklentilerle gerçek hayatta hiçbir zaman bulunamayan karşılıkların yarattığı derin hayal kırıklıklarının, kırılganlıkların, öfkenin, hıncın ve içe kapanmaların önü alınamaz. Olumsuz bir kadercilik ve boşvermişlik, her şeyi mübah gören bir kaba hazcılık, popüler kültür programlarının çoğunun empoze ettiği bir yaşam biçimidir. Bu özellikleri ile popüler kültür; ergenlikteki kimlik ve kişilik arayışına kaynak olan, genç insanın yücelmesi ve olgunlaşmasına hizmet eden millî kültürün tam karşıtıdır. “Uygarlığımızın bunalımlı bir yanılsamasıdır” denilebilir.

Medya ve Şiddet, Cinsellik, Madde Bağımlılığı

Birçok televizyon filminde ya da dizisinde, saldırgan şekilde davranma ve şiddet kullanma bir yaşam biçimi olarak sunulur. Gerek ülkemizde gerekse başka ülkelerde yapılan araştırmalar, medyanın gençlerde şiddet ve saldırganlık davranışını artırdığını gözler önüne serer (Ekşi, 2003, s. 83-85). Saldırganca davranışların onaylandığı sahneleri seyreden çocukların bu davranışları günlük hayatlarında daha çok tekrarladıkları görülür. Gençler televizyonda şiddet görüntüleriyle karşı karşıyadır. Her saat başına bir öldürme olayı izlenmekte, cinayet haberleri gazetelerin ilk sayfalarında yer almaktadır. Öldürme olayı sıradan bir yaşam biçimi halini alınca, gencin öldürme karşısındaki kendini kontrol duygusu gevşer. Her ne kadar saldırganlık eylem ve davranışlarını sergileyen filmler tek neden değilse de, şiddeti izleyen çocuk ve gençte şiddete karşı bağışıklık gelişir; sorunları çözme yolu olarak şiddeti görür, izlediği şiddet sahnelerini taklit eder. Şiddeti uygulayan ya da kendine şiddet uygulanan bireylerin karakterini benimser.

Aynı şekilde günümüzdeki medya yayınlarının, gençlerin üzerinde alkol ve sigara kullanımına ve yüksek tehlike içeren davranışlara yönelmelerinde de etkili olduğu tespit edilmiştir. Belli bir süre televizyon izleyen gençler, gördükleri ve duydukları olay ve olguları doğru ve kabul edilebilir olarak düşünmeye başlar. Bazı durumlarda televizyonun gençler üzerinde aileden ve eğitim kurumlarından daha etkili olduğu görülür.

Medyanın gençlerde erken cinsel uyanış ve cinsel faaliyetlere başlama yaşı üzerinde anlamlı şekilde etkili olduğu, kültürler arası mukayeseli araştırmalar tarafından ortaya konulmuştur. Eğlence medyası, bireylerin rastgele ve hiçbir değere bağlı olmaksızın cinsel yaşama girdiği mesajını yayar. Televizyonun cinselliği gençlere gerçekçi bir şekilde öğretmediğini ve onları cinsel yönden olabildiğince kışkırttığını düşünmek yanlış değildir. Televizyonda cinselliğin duygusal tarafına az yer verilirken, bedensel teşhire ve cinsel hazza yönelik konu ve görüntülere daha çok yer verilir. Bunun yanında, cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar, istenmeyen gebelik gibi olumsuz sonuçlar çok az işlenir. Geleneksel ahlaki değerler ve sınırlar ise çoğu zaman göz ardı edilir.

Gençlerin doğal idealizmleri, ahlaki ve insani mükemmeliyetçilikleri, ne yazık ki popüler kültürün sahte ve aldatıcı ürünleri ile hiç fark ettirilmeden dönüştürülür. Kimlik arayışı ve bocalaması içerisinde, kendisine benzeyeceği üstün bir model arayan gençlerin pek çoğunda, popüler kültürün öne çıkardığı, ünlendirdiği, abartılı ve renkli bir şekilde sunduğu kişilerin hayatlarına hayranlık ve özenti duygusu uyanır. Gençlerin rüyalarını süsleyen kadın ve erkek sanatçıların, mankenlerin, sporcuların, ünlülerin özel hayatları en mahrem yönleriyle sunulurken; aşk, evlilik, dostluk, sadakât, iffet, namus, hayâ gibi değerlerin önemini gözden düşürücü üslup ve yaklaşımlara çokça yer verilir. Bu durum, günümüzde giderek çoğalan boşanmaların, çok kısa süren evliliklerin önemli nedenlerinden birisini oluşturur.

Sağlıklı nesiller yetiştirmek için ailelere ve tüm eğitim kurumlarına, çocuk ve gençleri popüler kültür ürünlerinin tasallutundan kurtaracak önlemler ve çareler geliştirmeleri gibi bir görev düşer. Bunların başında, aile kurumunun güçlendirilmesi ve sağlıklı bir yapıya kavuşturulması büyük önem taşır. Tüm uzmanların tartışmasız görüş birliğine vardığı nokta şudur: Çocuk ve gencin, güvenebileceği bir yetişkinle sıcak ilişki kurabilmesi çok önemlidir. Eğer ailenin güçlü desteğini alabilmişse, karşılaştığı zorluklara ve strese dayanma gücü daha büyük olur. Oysaki son yıllarda aileler parçalanmış, boşanmalar ve evlilik dışı doğum oranları artmıştır. Hatta çekirdek aile yapısı bile değişime uğramış, tek ebeveynli aileler oluşmuştur.

Çocuk ve gençlerin sağlıklı ve dengeli gelişimini zora sokan engelleri ortadan kaldırmadan, olumlu değerleri benimsemelerini beklemek bir sonuç vermeyecektir. Toplum olarak gençleri yüksek ideallere özendirici, millî ve manevi değerleri sevdirici ve benimsetici çalışmalara hız vermek zorundayız. Aksi durumda, kendine ve içinde yaşadığı kültürün değerlerine yabancılaşmış bir gençlikle karşı karşıya kalacağımız unutulmamalıdır.

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Allah (c.c.) Çalışana Verir… / Seyyid Şenel İlhan’ın Sohbetinden

Allah (c.c.) zalimleri aslında zengin etmez ama çalışan, yani zenginliği hak eden zengin olur. Çünkü Allah (c.c.) ben çalışana veririm, vermezsem zulüm yapmış oluru...

İnanç Sapmaları Ve Deizm / Prof. Dr. Aydın Topaloğlu

Malum, yeryüzünde bir inanç haritası var, insanların bir inanç profilleri var ve genel inançlar var. Bulunduğumuz topraklar itibarıyla da İslam inancına sahip bir m...

Kur’an’a Göre Allah’ın Rasûlü / Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karabacak

Âlemlere rahmet ve bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen Allah Rasûlü (s.a.v.) aynı zamanda peygamberlik halkasının da sonuncusudur. Peygamberler...